Resim ve Müzik Seçkisi

09.01.2012

 
Resim ve Müzik Seçkisi

  
 
Zaman akıp gidiyor. Anlar, dakikalar, saatler derken haftalar, aylar, mevsimler… Bir de bakıyoruz ki 4 mevsimi taşıyan yıl da yaşanıp bitmiş.
Mevsimden mevsime geçerken doğa sürekli değişiyor. Kış bitiyor, bahar başlıyor, bahar bitiyor, yaz başlıyor… Oysa yaşam bir kez yaşanıyor, yaşananların tekrarı olmuyor.
İnsanı, bu tekrarı olmayan yaşamda ölümsüz kılan şey, sanattır.
 
Sanat, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesidir. Sanat, evrenseldir, kısıtlı veya değişik her kültürde görülür. Umutlarımızın devamı için yaşamı sanatla; müzikle, resimle, edebiyatla, heykelle, tiyatroyla, sinemayla bütünleştirmeye çalışmalıyız.
 
Bu bölümde, alanında başarılı olmuş bazı sanatçı ve seçkilerini sizlerle paylaştım.
 
Türk ulusunun manevi ihtiyaçlarının karşılanması için kültürel kalkınmaya büyük önem veren Atatürk, Türk kültür ve sanatını dünyaya tanıtmak için birçok çalışmalar yapmış, sanatı ve sanatçıyı desteklemiştir. Sanat ve sanatçıyı teşvik amaçlı söylediği sözlerden bazıları:   
 
“Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
 
“Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılâplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır.”
 
“Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir.”
 
“Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat bir sanatkâr olamazsınız.”
 
“Bir millet sanat ve sanatkârdan mahrum ise tam bir hayata malik olamaz.”
 
“Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.”
 
“Sanatkâr el öpmez, sanatkârın eli öpülür.”
                                                             K. ATATÜRK
 
OSMAN HAMDİ BEY (1842-1910)
 
 
 
 
Türk müzeciliğinin kurucusu kabul edilen arkeolog, müzeci ve ressamdır. Güzel Sanatlar Akademisi Sanayi-i Nefise Mektebi-i Ali’sinin ve İstanbul Arkeoloji Müzesinin kurucusudur. 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. 1860’da hukuk öğrenimi için Paris’e gitti. Dönemin ünlü ressamlarının atölyelerinde çıraklık yaparak resim eğitimi de aldı. 1869 yılında Bağdat Yabancı İşler Müdürlüğü’ne atandı. 1871’de İstanbul’a geri dönünce sarayda çalıştı. 1881’de Müze-i Hümayun’a (İmparatorluk Müzesi) atandı ve böylece Türk Müzeciliğinin parlak dönemleri başladı. 1884’te antik eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan Asar-ı Atika Nizamnamesini çıkarttırarak yürürlüğe soktu. Nemrut dağı, Lagina ve Sayda’da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan, aralarında İskender Lahiti’ninde bulunduğu birtakım antik eserler çıkardı. Kaplumbağa Terbiyecisi en ünlü ve özgün eserlerinden birisidir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ŞEKER AHMET PAŞA (1841-1907)
 
 
Asıl adı Ahmet Ali olan Şeker Ahmet Paşa 1841 yılında Üsküdar’da doğdu. 1855 yılında Tıbbiye Mektebine girdi. Yapısına uymadığı için tamamlayamadan ayrılarak Harbiye mektebine geçti. Resme olan ilgisinden dolayı Sultan Abdülaziz tarafından Paris’e gönderildi. Burada 7 yıl Gerome ve Boulanger atölyelerinde çalıştı. Yağlıboya çalışmalarını ve Abdülaziz’in karakalem portresini sergileyerek mezun oldu. Başarılı eğitiminden dolayı okul müdürü tarafından Roma’ya gönderilen Şeker Ahmet Paşa burada 1 yıl kaldıktan sonra 1871 yılında diğer Türk sanatçılarla İstanbul’a döndü. Yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye mektebi’nde resim öğretmenliği bölümüne atanan Şeker Ahmet Paşa bir yandan askeri kariyerini sürdürürken, diğer yandan da resim yapmış, sergiler açmıştır. Kişisel yapısından dolayı bu yıllarda “Şeker” lakabını almıştır. 1873 ve 1875 yılında olmak üzere ilk karma sergileri açarak ülkede bu alanda öncülük yapmıştır.    
Asker ressamlar geleneğinin en önemli temsilcilerinden ve Türk resim sanatı’nın temel taşlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Batı etkilerini, kendi sanatına özgün bir biçimde yansıtmıştır. Natürmort çalışmaları ile ünlüdür. Karpuz Dilimli ve Üzümlü Natürmort, Manolya ve Meyveler, Ormanda Karaca, Talim yapan Erler, Manzara, Tepe Üzerindeki Kale başlıca eserleri arasındadır.
 
 
 
 
 KARPUZ DİLİMLİ ve ÜZÜMLÜ NATÜRMORT
 
 
 
MANOLYA ve MEYVELER 
 
 
 
 
 
ABİDİN DİNO (1913-1993)
 
 
 
Çağdaş Türk resminin öncülerinden olan Abidin Dino, aynı zamanda yazar ve siyasetçidir. İlk çizimleri Yarın Gazetesinde, ilk yazıları Artist Dergisinde 1930’lu yılların başında yayımlandı. 1933 yılında ‘D Grubu’ adlı sanat grubunun kurucuları arasında yer aldı. 3 yıl boyunca Leningrad’da Eisenstein ve Yutkeviç’in yanında sinema eğitimi aldı. Yutkeviç’in yönettiği Madenciler filminde çalıştı. Paris’te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu. 1939’da Türkiye’ye döndü. 1941’de arkadaşlarıyla ‘Liman (Yeniler) Grubu’ nu kurdu. Çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Başlangıçta Picasso’nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı. Heykel ile ilgilenmeye başladı. Fransa, Cezayir, Amerika’da sergiler açtı.
Nazım Hikmet’in - “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin?” demesi üzerine, ona şiirle karşılık verdi.
Birçok kişisel sergi açtı.
 
 
 MUTLULUĞUN RESMİ
 
 
 
 
 
 
FİKRET MUALLA SAYGI (1903-1967)
 
 
Cumhuriyet'in ilk kuşak ressamlarından olan Fikret Mualla Saygı 1903 yılında İstanbul-Moda’da doğdu. Resimleriyle olduğu kadar trajik yaşamıyla da izler bıraktı. 20 Temmuz 1920 yılında Fransa’da öldü ve Paris’te Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü. Saint Joseph ve Galatasaray Liseleri’nde okudu. Galatasaray Lisesinin futbol takımında oynarken geçirdiği kaza sonucu topal kaldı. Okulda yakalandığı İspanyol gribini eve taşıması sonucu annesinin hastalanarak ölmesi, hemen ardından babasının çok genç bir kadınla evlenmesi büyük bunalımlar yaşamasına neden oldu. Liseden sonra mühendislik eğitimi için İsviçre’ye gönderildi. Resmin mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini görünce resim eğitimi almak için Almanya’ya geçti. Burada kaldığı süre içinde eserleri çeşitli Alman dergilerinde yayımlandı. Alkol tutkusu nedeniyle bir süre hastanede tedavi gördükten sonra İtalya ve Fransa’nın sanat merkezlerini gezdi. 1937 yılında Türkiye’ye döndü. Galatasaray Lisesi ve Ayvalık Ortaokulu’nda resim öğretmenliği yaptı. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynanan Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetlerin kostümlerini çizdi. Yeni Adam Dergisi için desenler hazırladı. Nazım Hikmet’in Varan 3 adlı şiir kitabını resimledi. Bir süre hastanede tedavi gördükten sonra New York Dünya Sergisi’ndeki Türk Pavyonu için 30 kadar İstanbul konulu tablo yaptı. Ses dergisi için desenler çizdi ve çalışmalarından bazıları müstehcen bulununca hakkında dava açıldı. Bu dönemde Ses dergisinde 2 öykü yayımladı. Davadan berat ettikten sonra Paris’e yerleşti ve burada 26 yıldan fazla yaşadı.
Tüm sıkıntılarından kurtulup kendini mutlu hissettiği için resim yaptığını söyleyen sanatçı, bu nedenle hiçbir akımdan etkilenmedi. Kendi tarzını yarattı. Sorunlarını resimlerine yansıtmamış coşku dolu resimler yapmıştır. Konularını İstanbul ve Paris’in insanları, sokakları, barları, sirkleri, kahveleri, balıkçılarından seçmiştir.
 
 
 PEMBE KAHVE
 
 
 
MAVİ BAR
 
 
         
 AYASOFYA                                                                                                                    SİRK
 
 
                                                                                                                            
  
 
 
 
 
 
 
AHMET ADNAN SAYGUN (1907-1991)
 
 
 
Klasik batı müziğinde yapıtlar vermiş bir Türk bestecisi, budun (müziği kültürel bağlamda irdeleyen müzik bilimi) ve müzik eğitimcisidir. İlk Türk operasının bestecisi de olan Saygun, “Devlet Sanatçısı” unvanını alan ilk sanatçıdır. 1934 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı bir yıl boyunca yönetti. Atatürk’ün isteğiyle Taşbebek operasını besteledi. Bu operada yeni Cumhuriyet insanının doğuşunu anlattı. Kulağındaki bir rahatsızlık nedeniyle İstanbul’a giden Saygun, İstanbul Belediye Konservatuarı’nda öğretmenlik yaptı. Saygun’un 1942’de tamamladığı Yunus Emre Oratoryosu 1946 yılında Ankara’da seslendirildi ve büyük başarı kazandı. En önemli eseri kabul edilen bu eser, daha sonra Paris’te ve 1958’de Birleşmiş Milletlerin kuruluş yıldönümü vesilesiyle New York’ta ünlü orkestra şefi Leopold Stokowski yönetiminde seslendirildi.
Kerem, Köroğlu, Gılgamış gibi üç büyük opera, Atatürk ve Anadolu’ya Destan gibi koral eserler (oratoryo), 5 senfoni, çeşitli konçertolar, orkestra, koro, oda müziği eserleri, vokal ve enstrümantal parçalar, sayısız türkü derlemeleri, kitaplar, araştırmalar, makaleler yazdı.  
 
 
 
 
 
WOLFGANG AMADEUS MOZART (1756-1791)
 
 
 
 
Salzburg Başpiskoposu’nun yardımcı müzik direktörlüğü görevini yapan, kemancı ve besteci Leopold Mozart’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Müzikte çok erken bir gelişme göstererek 3 yaşında piyano çalmaya, 5 yaşında beste yapmaya başladı. Çok küçük yaşlardan itibaren saraylarda konserler verdi. Normal bir çocukluk yaşayamadı. Disiplinden uzak bir şekilde büyüyen Mozart’ın elindeki para da su gibi akıp gitti. Eşsiz yeteneğiyle bütün müzik formlarında eserler verdi. 41 senfonisi, 27 piyano, 5 keman, 2 flüt, 4 korno, 1 klarnet konçertosu, 20 piyano sonatı vardır. En başarılı eserleri operalarıdır. Canlı opera kişileri oluşturmadaki başarısını ondan sonra yalnızca Verdi yakalayabilmiştir. Mozart’ın müziğinde mükemmel bir denge, berraklık ve duygusal yoğunluk vardır. Özellikle başka hiçbir bestecinin eserlerinde bulunmayan düzeyde tema bolluğu görülür. Mozart ömrünün son dönemlerinde oldukça sıkıntılı günler geçirmiştir. En ünlü ve en saygın eserlerinden olan 626 sayılı eseri Requiem üzerinde çalıştığı sıralarda böbrek yetmezliğinden ölmüştür.
Eseri, daha sonra başta öğrencisi Franz Xavier Süssmayer olmak üzere birkaç bestekâr öğrencisi tamamlamıştır.
 
 
 
 
 
 
 
 LUDWIG VAN BEETHOVEN (1770-1827)
 
 
 Alman klasik müzik bestecisi. Bonn’da mütevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk müzik öğretmeni babasıdır. Mutsuz bir çocukluk geçiren Beethoven, küçük yaşlarda ailesinin geçimine katkıda bulunmak için kilisede piyano çalarak çalışmaya başladı. 1792 yılında Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalıştı. Kısa sürede Beethoven’in üstün yeteneğini fark eden Haydn ona her konuda destek oldu. Daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkiledi. İlk senfonisini 1800 yılında yaptı. 9. Senfoni en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği Marşı da olan en çarpıcı senfonisidir. Opus 109 Piyano Sonatı’yla Klasik müziğin Romantik Dönemi’ni başlattı. Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme sorunları yaşamaya başladı. 1817’de sağır oldu. Sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilemedi. Hatta 9. Senfoni’yi sağırlık döneminde besteledi. 56 yaşında dünyada tanınan bir besteci olarak öldü.   
  
 
 
LEONARDO DA VINCI (1452-1519)
 
 
İtalyan Rönesans’ının ve hümanizmin en büyük kişilerinden biri olan Leonardo;
Mimar, mühendis, mucit, matematikçi, anatomist, müzisyen, heykeltıraş ve ressamdı.
Çocukluk yıllarında en gözde uğraşı resim oldu. Babası bu yeteneğini fark edince, ona Floransa’da son derece kapsamlı bir sanat eğitimi aldırdı. 1469-1476 yılları arasında çizim, mimari ve heykelin yanı sıra optik, botanik ve müzik alanlarında da temel bilgiler edindi. Örneklerini doğadan alan ışık ve gölge etkilerinin ilk farkına varan ressam o oldu. Rengin perspektifle değişkenliğini irdeledi. Işığın özelliklerini görmekle yetinmedi, gözün fiziksel yapısını inceledi, optik ve dalga hareketleri üzerine çalıştı. Hayvan ve insan bedeninin yapısını inceledi ve kas hareketlerinin kurallarını araştırdı.
En tanınmış yapıtları; Son Akşam Yemeği ve Mona Lisa’dır. Mona Lisa adlı portresi, gülümsemesi, garipliği ve anlamının güçlülüğüyle ün salmıştır. Rönesans Sanatını doruğa ulaştırmış, resim ve heykellerinden başka yazıları, taslakları, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla dünyanın en büyük insanı ve en yüce zekâsı sıfatını hak eden bir dahidir. Aynı zamanda hidrolik biliminin kurucusu ve resim çekiminde karanlık odanın bulucusudur.
 
 
 
 MONA LISA
 
 
 
 
 
  
 
 
ANTONIO VIVALDI (1678-1741)
 
 
İtalya’da doğan Vivaldi, uzun yıllar besteci ve keman sanatçısı olarak çalıştıktan sonra Venedik’te koro ve orkestra yöneticiliğine getirilmiştir. 1725 yılından sonra tek başına konserler vermeye, konçertolar yazmaya başlamış ve dünya çapında büyük ün kazanmıştır.  
Vivaldi, sadece keman ve orkestra eserleri yazmamıştır. Kemanın yanı sıra flüt, obua, fagot gibi çalgılar için yazdığı birçok konçerto ve konçerto grosso, birçok sahne kantatı ve bilinen 38 opera eseri vardır. 4 ayrı konçerto eserinin toplanmasından oluşmuş Dört Mevsim Konçertosu adlı büyüleyici eseri, müzikalite ve virtüöz itenin bir arada sergilendiği büyük uyumla mükemmel bir müzik eserinin nasıl olması gerektiği konusunda ders verir niteliktedir.
 
 
 
 
 
 
FRANCISCO DE GOYA (1746-1828)
 
 
En önemli sanat dâhilerinden biri olan İspanyol Goya, 1763’de Madrid’e gitti ve Bayeu’nın dikkatini çekmeyi başardı. Bayeu’nın Goya’nın sanatı üzerinde çok etkisi oldu. 1786’da, İmparatorluğun baş ressamı unvanını taşımaya başladı. 1792 yılı Goya’nın hayatında bir milat oluşturur. Geçirdiği ciddi hastalıklar işitme duyusunu tümüyle kaybetmesine yol açtı. Yaşadığı bunalımların şiddetiyle ruhu kavrulurken, yaşadığı aşkın ortaya çıkmasının yarattığı skandal ve Fransız askerlerinin İspanya’yı işgal etmesi sonucu yeni ruhsal travmalar geçirdi. 1815 yılında kendisini toplum hayatından soyutlayarak sadece kendisi için resim yapmaya başladı. 1819’da tekrar çok ağır bir hastalığın pençesine düştü. Goya, ardında;
500’e yakın yağlı boya tablo ve fresko*, 300 kadar litograf* ve yüzlerce çizim bırakmıştır.
 
*fresko; Hıristiyanlık tarihinde kilise, şapel, bazilika ve manastırların duvarlarını süslemek amacı ile kök boya kullanılarak yapılan, konusunu İncilde belirtilen ve Matta- Markos- Luka ve Johanna tarafından yorumlana olaylardan alan resim sanatı.
*litograf; kireç taşı üzerine, yağlı mürekkeple çizilmiş şekil ve yazıların basım sanatı.
 
 
 
 
 LA COMETA
 
 
 
 LAVENDIMIA
 
 
 
PYOTR ÇAYKOVSKİ (1840-1893)
 
 
Votkinsk’te doğdu. İyi bir öğrenim gördü ve özel müzik dersleri aldı. Petersburg’da hukuk öğrenimine başladı. 14 yaşındayken annesini kaybetti ve bu olay daha sonra eserlerinde bile kendisini gösterecek olan depresif yanının gelişmesine katkıda bulundu. 19 yaşında eğitimini tamamlayarak devlet memuru oldu. İlk kez Alınyazısı adlı senfonik şiirde kendi bestecilik üslubunu ortaya koydu (Tutku ve özlem dolu, şarkıları benimseyen bir üslup). 1875’ de ilk kez seslendirilen 1. Piyano Konçertosu ve Kuğu Gölü Balesi ile büyük başarı kazanmıştı. En başarılı operası olan Eugene Onegin’i 1879’da tamamladı. 1889’da Uyuyan Güzel Balesi sahnelendi. 1890’da Maça Kızı, o yıl Çarlık Opera evi’nde sahnelendi. Sekiz senfoni, on bir opera, üç bale, üçü piyano biri keman olmak üzere dört konçerto, üç yaylı dördül, en ünlüsü Andante Cantabile olan çeşitli oda müziği eserleri bestelemiştir. Geliştirdiği birleşik sanat eseri kavramı ile müzik dünyasını etkilemiştir. Gerek müzik ve drama alanındaki yenilikleri, gerekse görüşleri nedeniyle 20. yy.ın en tartışılan müzik adamlarından biri olmuştur.
 
 
 
 
 
 UYUYAN GÜZEL BALESİ
 
 
 
 
 
AUGUSTE RENOIR (1841-1919)
 
 
 
Fransız ressam, 1844’te Paris’e yerleşmiş bir terzinin oğlu. Çocukluğunda Louvre’a gidiyor ve özellikle heykel salonlarını geziyordu. 13 yaşında Temple Sokağı’nda bir porselen süslemecinin yanına çırak olarak girdi, daha sonra yelpazeleri resimleyen bir atölyede çalıştı. Büyük bir ustalıkla taklidi resimler yaptı. Ressam olmaya karar verince kazancından artırdığı paralarla güzel sanatlar okuluna yazıldı. Gleyre’in atölyesinde Monet, Sisley e Bazille’le tanıştı. Cezanne, Pisarro ve Guillaumin’yle dost oldu. Renoir, Manet’in çevresinde bir araya gelen ve akademiye karşı olan gençlerin buluştuğu Guerbois kahvesindeki akşam toplantılarına devam ediyordu. Gueno, Renoir’ın ölümsüzleştirdiği kadın tiplerine uygun düşen birkaç heykel yaptı. Bu eserlerini Renoir’ın desenlerini örnek alarak ve sanatçının nezaretinde çalışarak gerçekleştirdi. Renoir ölmeden bir gün önce ‘Henüz ilerliyorum’ diyordu ve aynı gün Louvre’a son bir kez beğendiği resimleri görmek için gitti. Ertesi gün bir çiçek çalışmasını tamamladı ve ‘Bugün yeni bir şeyler öğrendiğimi düşünüyorum dedi.
 
 
 
 
 
 JULIE MANET
 
 
 
 
 
 
 LA FAMILLE
 
 
 
MÜNİR NURETTİN SELÇUK (1900-1981)
 
 
 
Bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret’in ‘Bu Bir Teranedir’ şiirine yaptığı bir besteyle başladı. İkinci olarak ‘Sensiz ey şuh gözlerim avare, kalbim ağlıyor’ güfteli şarkısını besteledi ve bu iki eserden sonra yirmi yıl süreyle beste yapmadı. 1923’te Riyaset-i Cumhur Musiki heyeti’nde çalışan Münir Nurettin, eski okuyuşla yeni anlayışı birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir üslupla 1928’de Sahibinin sesi firmasında ilk plaklarını yaparak dikkatleri üzerine çekti ve aynı yıl Paris’e giderek ses tekniği konusunda öğrenim gördü. Türk müziğine tek başına konser verme geleneğini getiren sanatçı, ilk solo konserini Paris dönüşü, 1930 yılında verdi. Konserlerde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de ilk kez uygulayan sanatçı oldu. Batıdan gelen opera, tango gibi etkileri, kendi Türk müziği okuyuş üslûbuna dâhil etti. Asıl beste çalışmalarına 1940-1941’li yıllarda başlayan Münir Nurettin Selçuk, Alâeddin Yavaşça gibi birçok genç kuşak sanatçının yetişmesine katkıda bulundu. Dünya müzik çevrelerinde de büyük ilgi görmüş olan sanatçı, müzisyen Timur Selçuk’un babasıdır.
Bazı eserleri; Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın, Aziz İstanbul, Söyle Sevgili, Hülyama Doğan Güneşim, Kalamış, Sessiz Gemi….
 
 
 
 
 
 
İDİL BİRET (1941-    )
 
 
 
Müziğe olan ilgisi 2 yaşındayken başlayan İdil Biret, 4 yaşındayken Bach’ın prelütlerini
(belirli bir biçimi olmayan, sahne yapıtından önce seslendirilen müzik parçası) çalmaya başladı. İlk piyano derslerini 5 yaşındayken Mithat Fenmen’den aldı. Bir yıl sonra Ankara Radyosu’nda Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası eşliğinde Bach’ın Re Minör Piyano Konçertosu’nu seslendirdi. Ve ‘harika çocuk’olarak nitelendirildi. Çocukluk döneminde; Babamın Çikolata Çalışı,
Kedilerin Kavgası,
Keloğlan,
Süleymaniye,
Şimendifer gibi besteler yaptı. 1948’de özel bir yasa ile müzik eğitimi almak için ailesiyle birlikte Paris’e gönderildi. 1953’te Theatre der Champ-Elysee’de ünlü piyanist Wilhelm Kempff’le birlikte Mozart’ın iki piyano için konçertosunu çaldı. 1957’de Paris Konservatuarı’nın yüksek piyano ile piyano eşlikçiliği sınıflarını birincilikle bitirdi. 1973’te Uluslar arası İstanbul Festivali’nde Yehudi Menuhin’le birlikte Beethoven’in keman ve piyano sonatlarını seslendirdi. 1954 ve 1956’da iki kez Boston’daki Lily Boulanger Anısal Vakfı Armağanı’nı kazandı. Londra’da Harriet Cohen Uluslar arası Müzik Ödülleri’nden Dinu Lipatti Altın Madalyasını, Polonya’da Kültürel Yararlılık Nişanı’nı, Fransa’da Ordre Natronal du Meritte Nişanı’nın Chevalier Şövalye unvanını aldı. Devlet Sanatçısı olan İdil Biret, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın yurt içi ve yurt dışı konserlerinde birçok kez çaldı.        
 
 
 
PABLO PICASSO (1881-1973)
 
 
İspanyol ressam ve heykeltıraş, 20. yy. resim sanatının en tanınmış isimlerindendir. Resim yeteneği kısa sürede keşfedildi. 1895’te Barselona Güzel Sanatlar Okulu’na girdi. 1900’de ilk kez Paris’e gitti. İlk dönem yapıtlarında sıradan insanların, palyaçoların, akrobatların resimlerini yaptı. Tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi ‘Mavi Dönem’ olarak tanımlanır. ‘Pembe Dönem’de Picasso, Mavi Dönem’deki soğuk renklerin aksine neşeli portakal ve pembe renkleri kullandı. Picasso, Georges Braque ile kübizmin temellerini attı. 1907’den 1914’e kadar ‘kübist’ olarak adlandırılan tarzda tablolar yaptı. 20’li yılların başında klasisizme döndü. Tanınan en üretken sanatçı olan Picasso, Guinness Rekorlar Kitabı’na göre;
Toplam 13.500 resim, 100.000 baskı, 34.000 kitap resmi, 300 heykel ve birçok seramik çizim üretmiştir.
En tanınmış eserleri; Avignonlu kızlar, Ağlayan Kadın ve Guernica’dır.      
 
 
 
 
 
 AĞLAYAN KADIN
 
 
 GUERNİCA
 
 
 
VINCENT VAN GOGH (1853-1890)
 
Hollandalı art izlenimci ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri arasında yer alır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris’te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş, Güney Fransa’da geçirdiği süre içinde bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim biçimini geliştirmiştir. Ömrünün son 10 yılı yaklaşık 900 sulu boya/yağlı boya resim ve 1100 karakalem çalışmış üretmiş, en ünlü eserlerini ise ömrünün son 2 yılında yapmıştır. 1888’de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo’dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta kalabilmiştir. Resim sanatına ‘Van Gogh Sarısı’nı armağan eden ve 20.yy. resim sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin esin kaynaklarından biridir ve ekspresyonizm akımının öncülerinden kabul edilir.
En tanınmış eserleri; Patates Yiyenler, Ayçiçekleri, Yıldızlı Gece ve Dr. Gachet’nin Portresi’dir.
 
 
 
 
 
 DR. GACHET
 
 
 
 
 AYÇİÇEKLERİ
 
 
 
 
 
 
 
 YILDIZLI GECE
 
 
 
 
 
 
 
PATATES YİYENLER
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
1
 

LİNKLER

 
 
       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 

Copyright © 2011 KIRIK ÇATAL.com Tüm Hakları Saklıdır..