Daha iyi yaşamak için dört anlaşma: Tolteklerin Bilgeliği

6.8.2015

 
Daha iyi yaşamak için dört anlaşma: Tolteklerin Bilgeliği

Daha iyi yaşamak için dört anlaşma: Tolteklerin Bilgeliği

 
 

Öyle görünüyor ki Meksika Kızılderilileri Toltekler, binlerce yıl önce mutluluk ve sevgiyi bilmenin kolay yolunu bulmuşlar ve adına Toltek Bilgelik Yolu demişler.

Buradan ilham alan Meksikalı yazar Don Miguel Ruiz de Dört Anlaşma Kitabını yazmış.

 
 

Kitabın sunuş kısmında Türkçeye çevirisini yapan Nil Gün Toltek Bilgeliği’ni şöyle tarif ediyor:

“Toltek bilgeliği, yalnızca efsanelerde ve hikâyelerde var olan ölü bir gelenek değil, bugün hala bir kısım Meksika Kızılderilileri tarafından (ve ülkemizde de) uygulanan canlı bir öğretidir. Toltek bir din değildir. Bir felsefe değildir. Bir ideoloji değildir. Toltekler bir yaşam sanatının uygulayıcısıdır. ”

Yazar Don Miguel Ruiz ise bir naguel ( kişinin kendi bireysel özgürlüğüne ulaşmasında rehberlik eden öğretici ) olarak yaşamını Toltek bilgisini öğretmeye ve paylaşmaya adamış.

Peki, bu Toltek bilgileri Dört Anlaşma nelerdir?

 

1. ANLAŞMA: SÖZ BÜYÜDÜR/ ANLAŞMALARI BOZMAK

Kullandığınız sözcüklerde kusursuz olun, ağzınızdan çıkan en küçük bir kelimeye dahi dikkat edin. Kendinizle, diğerleriyle ilgili yargılarınızda dikkatli olun. O sizin gerçekliğiniz olacaktır. Yargılayarak, suçlayarak, dedikodu yaparak ( dedikoduyu “saf zehir” olarak tanımlıyor Miguel bu arada ) sürekli kendimizi zehirliyoruz aslında. Sözcüklerimizle akıttığımız duygusal zehri sonuçta kendimize karşı kullanmış oluyoruz. Tüm kötü enerjiyi kendimize çekiyoruz böylelikle. İncil şöyle başlar "Önce söz vardı". Burada sözün ne denli güçlü olduğunun işareti verilir.

Don Miguel şöyle diyor “ Söz, sadece bir ses ya da yazı sembolü değildir. Söz, bir güçtür; kendinizi ifade etme ve iletişim kurma gücüdür. Sözle düşünürsünüz. Düşünmekte kullandığınız sözlerle yaşamınızdaki olayları yaratırsınız.”

Söz büyüdür. Sözlerle size büyü yapan insanlara karşı dikkatli olun. Kişilerin size verdikleri sıfatlarla, yargılamalarla, onay ya da onaylamamalarla sizi zehirlemelerine veya değiştirmelerine izin vermeyin. Kusursuz olmak (impeccable) "saf ve günahsız" olmak demektir. Günah, kendini reddedişle başlar, dinin verdiği yargılarla değil... Öz reddediş, en ölümcül günahtır.

Evet, kullandığımız sözcükler kusursuz olmalı.. İnsan şöyle bir baktığında ehh zaten olması gerekende bu diye düşünüyor. Bir an durup baktığımızda durumun hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Gün içerisinde kullandığınız sözcüklere dikkat edin.

“ Hayat zor ”, “ Bu memleket adam olmaz ”, “ Her şey kötüye gidiyor, ne olacak halimiz”,       “ İyi okullarda okuyamazsan bir şey olamazsın”, “Ekmek aslanın ağzında”, “ Para kazanmak kolay değil”, “ Ressam, tiyatrocu, gitarist olmakla karın doymaz, önce adamakıllı bir diploma al, bunları hobi olarak yaparsın”, “ İş bulmak kolay değil”, “ Çok çalışmazsan olmaz”, “Hayat hep güllük gülistanlık değil”… Bu ve buna benzer sözcükleri ya biz kullanırız ya da çevremizde sık duyarız.

Annesinin başı ağrıdığı için " kes şu çirkin sesini!" denilen bir çocuğu düşünün. Annesi tarafından bu çocuk, sözle büyülenmiş ve uzun yıllar sesinin çirkin olduğunu düşünüp şarkı söylememiştir. Ama asıl olan nokta şudur: ANLAŞMAYA KATILMAK. ANLAŞMA İMZALAMAK. Bu kız, annesinin ona yaptığı büyü ile anlaşma yapmıştır. Kendini, onun dediği gibi çirkin sesli hissetmiştir, akmaktan ve haz almaktan alıkoymuştur. Öyleyse ilk adım, bize yapılan büyüleri ve bilmeden katıldığımız tüm anlaşmaları bozmaktır.

 

2. ANLAŞMA: HİÇ BİR ŞEYİ KİŞİSEL ALMAMAK

Bize söylenen sözleri, yapılan edimleri kişisel almayın. "senin bu davranışın beni incitti" diyen birini düşünün. Onu siz incitmediniz. Söylediğiniz sözler ondaki bir yaraya bastığı için incindi. Ve size kızdıklarında, nefret ettiklerinde, aslında kendilerinden korktuklarını bilmelisiniz.

Bu yüzden bize "sen iyisin" denildiğinde kişisel algılamayız, çünkü o anda o kişi kendini iyi hissediyor, mutlu ve bizi onaylıyor ama "sen bir şeytansın" dediklerinde de kişisel algılamayız, çünkü bir sebepten bize kızgındırlar. Kişisel algılama, bizi kara büyücüler için av haline getirir.

Kişisel algılarsanız, hep haklı çıkmak, onaylanmak, sevilmek istersiniz. Bunu bulamadığınızda ise incinir, yara alır dolayısıyla saldırırsınız. Oysaki kendi hayatınızdaki aktör, sadece siz olmalısınız. Korkusuz yaşadığımızda, incinmeye ihtimal yoktur. Aptal durumuna düşmekten ve eleştirilmekten korkmadan sevdiğimizi haykırır, sorularımız varsa sorar, eylemlerde bulunuruz.

 

3. ANLAŞMA: VARSAYIMDA BULUNMAYIN

Olmuş ve olacaklar hakkında varsayımlarda bulunmak, yaşamayı engeller ve enerjiyi tüketir. Bu durum en çok belirsizlikler karşısında yaşanır. Varsayım, her şeyi kişisel algılamak, dünyanın merkezine kendimizi oturtmak ve kişisel önemi abartmak sonucu oluşur.

Örneğin sevdiğiniz kişi (anneniz, sevgiliniz) sizi aramadı. Burada tetiklenen varsayımlar, "benden sıkıldı, kurtulmak istiyor, bana kızgın" diye başlar ve "ben değersizim" e kadar uzanan bir sürü varsayım silsilesi ile kendimize yeni zehirli anlaşmalar yapmamıza neden olur. Oysa yukarıdaki durumda bir sürü başka varsayım da mümkündür: "düşünmek istiyor, zaman istiyor, böylesi en iyisi, yalnız kalmaya ihtiyacı vardır, benim dışımda bir sorunu vardır, bana kıymet vermiyorsa kendi bilir, canı isterse" ... Yine de en iyisi hiç varsayımda bulunmamaktır. Çünkü evrenin merkezi biz değiliz.

Hayvanlar, hataları yüzünden ceza çekerler, ama sadece bir kez... İnsansa, her olumsuz algıladığı durumda, geçmiş hatalarını kendine hatırlatarak yeniden yeniden ceza çeker ve kendini suçlar. Zaten Toltekler de "kendine acımanın" altını kazıdıklarında, "kendine aşırı önem vermeyi" bulmuşlardır.

 

4. ANLAŞMA: YAPABİLDİĞİNİN EN İYİSİNİ YAPMAK

Her koşul altında en iyisini yapmak, bizi suçluluk duygusundan kurtarır, kendimize saygı duymanızı sağlar ve bu enerjiyi bulamıyorsak da hiç yapmamak en iyisidir. İşin büyüğü küçüğü olmaz. Yemek pişirirken de, makale yazarken de, tuvalet temizlerken de ve severken de, bir işi olabildiğince kusursuz ve kendimizce "en iyisi" yapmak, kendi üzerimizdeki kara büyüleri etkisiz hale getirir.

Ama ödül beklemek ve görev olduğu için değil, her işi hayatımızın son edimiymiş gibi dikkatli ve erinç içinde yapmak esastır. Kötü, rutin ve boş iş yoktur.  Hepsi kusursuzluğa bizi götürecek adımlardır. Eğer zaten yapmak zorundaysak, bunu zevkli bir oyun haline getirmek en güzeli olmalı. Ve bunu yaparken risk almak, ritüele dönüşmesine izin vermemek gerekir.

SONUÇ:

Aktif bir teslimiyet, doğru yaşamak için temel şarttır. Her şeyin bize akmasını bekleyemeyiz. Ama gidenler için üzülmez, gelenler için de kaygılanmayız. Evet demek istediğinizde "evet" deyin. Hayır demek istediğinizde "hayır" deyin. Bu dünyaya sevmek ve sevilmek için geldik. Tanrı için kanıt aramayın. SADECE OLUN, RİSK ALIN VE HAZ DUYUN. 4 Anlaşmanın yolu budur.

Özet olarak şöyle diyor Miguel “ Her günün hakkını vererek yaşayın ! ”

Ve şöyle sakince ve inanarak ekliyor “ Bugün yeni bir rüyanın başlangıcı olsun ”

 

Yolunuz ışık olsun…

 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
zuleyha
 
 
 
1
 

LİNKLER

 
 
       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 

Copyright © 2011 KIRIK ÇATAL.com Tüm Hakları Saklıdır..