Mevlâna'nın Eserleri

14.8.2015

 
Mevlâna'nın Eserleri

Mesnevi

 

Mesnevi, klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Bu tarzla yazılan şiirlerde, her beyitin iki mısrası kendi arasında da kafiyelidir.

(Kafiye, şiirde mısra sonlarında bulunan sözcüklerin son heceleri arasındaki ses benzerliğidir.)

 

Bir beyitin kafiyesinin, kendisinden önce gelen beyitlerle de, kendisinden sonra gelen beyitlerle de uyumu gerekmez. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler, şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi tarzı seçilirdi. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp giderdi. Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir şiir tarzı ise de, mesnevi denildiği zaman akla Mevlâna’nın Mesnevi’si gelir.

 

Mevlâna Mesnevi’yi, Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Çelebi Hüsameddin’in yazdığına göre, Mevlâna Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken, otururken, yürürken, hatta sema ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin’de yazarmış.

 

Mesnevi’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlâna Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elimizdeki en eski nüshasıdır. Bu nüshaya göre, beyit sayısı 25.618 dir. Bu Mesnevi nüshası Mevlâna’dan sonra bu konuda en yetkili iki isim olan oğlu Sultan Veled’in ve kâtibi Çelebi Hüsameddin’in tashihinden geçmiş olması nedeniyle aynı zamanda en sağlam nüshasıdır.

Mesnevi’nin vezni; Fa i la tün – Fa i la tün – Fa i lün’dür (Aruz ölçüsü). Mevlâna altı büyük cilt olan mesnevi’sin de, tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikâyeler halinde anlatmaktadır.

 

Mesnevi’nin her bahsinde Kur’an kıssaları geçer. Bu bakımdan Mesnevi’ye “Mağz-ı Kur’an” (Kuran’ın içyüzü) de denilmektedir.

 

Mesnevi, insanın kendini manevi bir varlık olarak görmesi, ahlaken tamamlanması, Allah'la yakınlaşması ve birleşmesi için hazırlanmış bir rehberdir. Bu kitap türlü müşküller içinde bunalan devrinin insanına ve asırlar sonra çağın buhranları içinde sıkışmış dünya insanına yol göstermiştir.

 

Mevlâna eserini “Bir vahdet dükkânıdır, Allah'ın en aydınlık yoludur, gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, doğru yolu buldurur.” olarak nitelendirir.

 

Hayattaki her şey, gerçeğe dönüşmeden önce birisinin zihninde bir düşünce, dilek, ümit veya hayal olarak filizlenmiştir.

Düşünceleri gönülde biten bitkiler olarak niteleyen Mevlana, düşüncenin gücünü Mesnevi'de çok güçlü ve açık bir şekilde vurgular:

"Evlere, köşklere bak, bunlar da yapılmadan önce, mühendisin zihninde, düşüncesinde birer masala benzerdi.
Hoşumuza gittiği için seyrettiğimiz, sofası düzgün, tavanı, kapısı uygun bir şekilde yapılmış filan ev, mühendisin zihnindeydi.
Mühendisin zihnindeki o düşünce aletleri hazırladı. Ormanlardan kesilen direkleri getirdi. Böylece ev yapılıp meydana çıktı.
Her sanatın, her hünerin aslı, temeli, mayası, hayalden, düşünceden başka nedir ki?

Önce düşünce vardır. Sonra bu düşünce eyleme dönüşür. Dünyanın kuruluşunu ezelden beri böyle bil.
Meyveler, önce gönül düşüncesinde tohum halindedir. Sonra meyve olarak ortaya çıkar, görünür.
Sen bir işe girişip bir meyve fidanı dikince, sonunda meyvenin meydana gelmesi yolunda ilk harfi okudun, yani ilk adımı attın."

 

Divan-ı Kebir

 

Divan, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Divan- ı Kebir “Büyük Defter” veya “Büyük Divan” anlamına gelir.

 

Divan-ı Kebir pişme günlerinin eseridir. Mevlâna, şiirlerine tabiattaki aşk ritmini, aşk estetiğini, aşk hareketini sokar. Çünkü aşka kendisi gibi itirazsız teslim olan bir tabiat vardır.

 

Mevlâna’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divan- ı Kebir’in dili de Farsça olmakla beraber Mevlâna Divanın içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer vermiştir. Divan- ı Kebir 21 küçük divan (Bahir) ile Rubai Divanı’nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Divan-ı Kebir’in beyit adeti 40.000’i aşmaktadır. Divan-ı Kebir'deki şiirlerde Mevlâna, kendi adını yahut mahlasını hiç kullanmaz. Kendisine bu şiirleri yazdıran aşktır, o da aşkı temsil eden dostlarının adıyla imzalar şiirlerini. Bazı şiirlerini Şems Mahlas’ı ile yazdığı için bu divana, Divan-ı Şems de denilmektedir. Divanda yer alan şiirler, vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Sonradan kendi adıyla esere girmiş olan şiirler Mevlâna'ya ait değildir.

 

Mahlas: Bir yazarın veya şairin, asıl ad yerine şiirde kullandığı takma isim.

 

Mektubat

 

Mevlâna’nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve hali istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflarla hitap etmiştir.  

 

 

Fihi Ma Fih

 

Fihi Ma Fih “Onun içindeki içindedir” anlamına gelmektedir. Bu eser Mevlâna’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, mürşit ve mürit, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

 

 

Mecalis-i Seb’a

 

Mevlâna'nın kaydedilen ilk eseridir. Eser, Mevlâna’nın yedi meclisi’nin yedi vaazı’nın da not edilmesiyle meydana gelmiştir. Mevlâna hayatı boyunca 7 defa mı vaaz verdi? Sorusuna kesin bir cevap bulunmamakla birlikte; bu eseri oluşturan vaazların, genellikle Cuma namazında istek üzerine verilen hutbelerden oluştuğu tahmin edilmektedir. Zaten Mevlâna’nın çeşitli yerlerde ve cemaatlerde yaptığı sohbetler ve açıklamaları Fihi ma Fih adlı esrinde yer almaktadır. Yani; Mecalis-i Seb’a resmi vaazların toplandığı bir eser; Fihi ma Fih ise hal ehliyle yapılan sohbetlerin yazıya aktarıldığı bir kitaptır. Her iki eserin dili, hitap şekli ve konuların işleniş tarzından da bunu anlamak son derece kolaydır.

 

Bu eserde Mevlâna, hitap ettiği toplulukla çok sıcak bir diyalog içindedir. Daha o günlerde insan psikolojisini çok iyi tahlil ettiği, en zor konuları bile her insanın anlayabileceği bir ustalıkla anlattığı görülür. Sorduğu sorular, verdiği örneklerle toplulukta bir beyin fırtınası estirmekte, dinleyiciyi sarsmaktadır. Bir topluluğa, kalabalığa değil de, tek bir insana hitap ediyor yahut tek başına konuşuyor gibi doğal ve samimidir. Öyle ki, her insan bir dostuyla baş başa sohbet ediyormuş duygusu yaşamakta, bu duyguyla mest olmaktadır.

 

Mecalis-i Seb'a her ne kadar konuşmaları içeren bir nesir kitabıysa da, içerisinde nesrin ifadeye yetmeyip şiirin devreye girdiği bölümler vardır.

 

Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, Yedi Meclisi’nde şerh ettiği (bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktasına kadar gözden geçirerek anlatmak) Hadis’lerin konuları bakımında tasnifi şöyledir:

 

1-      Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı

2-      Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.

3-      İnançtaki kudret.

4-      Tövbe edip doğru yolu bulanlar, Allah’ın sevgili kulları olurlar.

5-      Bilginin değeri.

6-      Gaflete dalış.

7-      Aklın önemi.                                                                                                                                                           

 

Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 hadis daha geçmektedir.

 

 

 


 
 
 
 
 
zuleyha
 
 
 
 
 
1
 

LİNKLER

 
 
       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 

Copyright © 2011 KIRIK ÇATAL.com Tüm Hakları Saklıdır..