UNUTULMAZ FİLMLER VE YÖNETMENLERİ

01.04.2011

 
UNUTULMAZ FİLMLER VE YÖNETMENLERİ

 
 
 
 
WONG KAR-WAI
 
Yeni kuşak sinemacılar arasında dünyanın en saygın yönetmenlerinden biri olan Çinli yönetmen. İlk filmi As Tears Go By ile ulusal bir yıldız oldu. Chungking Express ile tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Happy Together filmi Altın Palmiye’ye aday gösterildi. Bu filmle beraber Çin tarihinde Cannes’da En İyi Yönetmen seçilen ilk kişi oldu. 2000 yılında çektiği Aşk Zamanı ise yönetmenin adını sinema tarihine büyük harflerle kazıdığı film oldu. Cannes’da Altın Palmiye’ye layık görüldü. Aşk Zamanı’nın devamı niteliğindeki 2046 filmi bütün dünyada ödüle boğuldu. 2001’de BMW markası için The Hire: The Follow adlı kısa metrajı çekti. 2006’da 59.Cannes Film Festivali’nde jüri başkanlığı yaptı ve bu görevi üstlenen ilk Çinli oldu.
 
Filmografi: As Tears Go By (1988), Days of Being Wild (1991), Ashes of Time (1994), Chungking Express (1994), Fallen Angels (1995), Mutlu Beraberlik (1997), Aşk Zamanı (2000), 2046 (2004), My Blueberry Nights (2007), Ashes of Time Relux (2008)…
 
 
 
AŞK ZAMANI
 
Yerel günlük gazetenin baş editörü Chou ile eşi, genellikle Şanghay kökenli kişilerin oturduğu bir binaya taşınır. Bay Chou, kısa bir süre sonra, kocasıyla birlikte aynı binaya taşınmış olan kapı komşusu Li-Chun adında genç ve güzel bir kadınla tanışır. Kadın, bir ihracat firmasında sekreter olarak çalışmakta, kocası ise bir Japon firmasının temsilcisi olarak sık sık iş gezilerine çıkmaktadır. Li-Chun ve Chou, eşlerinin işte oldukları zamanı birlikte geçirmeye ve gitgide daha iyi arkadaş olmaya başlarlar. Neden sonra anlarlar ki, aslında ikisinin eşleri arasında bir ilişki vardır ve aldatılmaktadırlar. Durumu keşfetmek, onları aşk hayatlarını yeniden gözden geçirmeye ve birbirlerinden destek almaya itecektir…
 
Filmin kendini sevdiren diğer tarafı da müziği: In The Mood For Love “Yumeji’s Theme”
 
 
 
 
 
 
 
ALEJANDRO GONZALES INARRITU
 
Meksikalı yönetmen. Uluslar arası film arenasına ilk çıkışı 2000 yılında çektiği Amores Perros ile gerçekleşti. İspanyol dilinde çekilmiş bir Meksika yapımı olan ve özgün bir yönetmenin gelişinin sinyalini veren Amores Perros filmi eleştirmenlerin beğenisini toplarken 53 prestijli ödülün de sahibi oldu. Yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği diğer filmi 21 Gram’la da büyük beğeni topladı. Yönetmenin sonraki filmi Babil oldu. Yine kesişen hayatların öyküsünü anlatıyordu. Film, Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü de getirdi.
 
Filmografi: Amores Perros (Paramparça Aşklar ve Köpekler) (2000), 11 Eylül (2002), 21 Gram (2003), Babil (2006), Biutiful (2010)…
 
 
AMORES PERROS (PARAMPARÇA AŞKLAR KÖPEKLER)
 
Aynı zaman diliminde birbirinin paralelinde akıp giden hayatların bir kaza ile kesiştirildiği, üç ayrı hikâye ve bu üç ayrı hikâyenin birleştiği bir film… Filmde her karakterin köpeği var. Köpeklerle sahiplerinin hayatlarının benzerliği dikkat çekiyor.
1.Hikâye: Octavio hiçbir amacı olmayan, genç, umursamaz, gerçek bir kaybedendir. Erkek kardeşinin karısı Susana’ya tutkuyla âşıktır. Karşı konulamaz yasak bir aşk üçgeni oluşacak gibidir.
2.Hikâye: Orta yaşlı başarılı bir editör olan Daniel karısını ve çocuklarını güzel ama sığ ve nevrotik manken Valeria için terk eder. Kader, Daniel’in yeni hayat planları karşısında pasif kalmaya hiç de niyetli değildir.
3.Hikâye: Yıllar boyu hapis yatmış, kiralık katil olarak çalışan El Chivo kaza yerine geldiğinde Octavio’nun ölmek üzere olan köpeği Cofi’yi bulur, onu alır ve iyileştirir. Bu karşılaşma onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır. Hayatta hiçbir şey imkânsız değildir onun için, bir tek şey hariç. Yıllar önce terk ettiği kızıyla yüzleşmek.  Filmin sonlarına doğru kızının telesekreterine bıraktığı itirafları ile insanı duygu seline sürükler.
Her üç hikâyede de baba-kız ilişkisine yer verilmektedir.
Filmden akıllarda kalanlar:
-Eğer tanrı’yı güldürmek istiyorsan o’na, planlarından bahset.
-Tanrı benim görmemi istemiyor, o yüzden gözlük takmıyorum.
-Çünkü aslında bizler kaybettiklerimiziz.
 
Katıldığı bütün festivallerden ödüllerle dönen ve kimilerince milenyumun ilk başyapıtlarından biri olarak nitelendirilen Paramparça Aşklar Köpekler İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmiş ve büyük beğeni toplamıştır. Meksika’dan karmaşık öyküler anlatan film, hızlı temposu, sürükleyiciliği, yüksek tansiyonuyla dikkat çekmektedir…
 
 
 
 
 
 
 
COSTA GAVRAS
 
Yunan asıllı Fransız yönetmen. Costa Gavras’ın filmleri heyecanlı, büyüleyici ve dramatik sinemanın olağanüstü örneklerinden olsa da yönetmenin amacı izleyiciyi gerilim altında tutmak değildir. En İyi Yabancı Film Oscar’ını aldığı ve kendi ülkesinde geçen olayları anlatan Ölümsüz ‘Z’ filmini sürgündeyken çeken Gavras’ın en çok ilgi duyduğu konu gücün kötüye kullanılmasıdır. Gavras, politik görüşü açısından bir anti-faşist ve hümanist olarak tanımlanabilir. Filmlerindeki bu belirgin politik yapı, ona uluslar arası saygınlık ve ün kazandırmıştır. Yönetmenin en belirgin özelliği, başka ülkeleri denetlemeye çalışan veya insan haklarını ihlal eden hükümetleri lanetleyen filmler yapmasıdır.
 
Filmografi: Ölümsüz ‘Z’ (1969), Kuşatma (1970), Kayıp (1982), İhanet (1988), Müzik Kutusu (1989), Çılgın Şehir (1997), Amen (2003), Ölümcül Çözüm (2005), Cennet Batıda (2008)…
 
 
KAYIP
 
Film, cuntacı General Pinochet’nin Şili’sinde genç Amerikalı Charles’ın kayboluşunu anlatır. Charles’ın eşi Beth olayı araştırmak ister ve her kapıyı zorlar ama ABD büyükelçiliği dâhil hepsinden geri çevrilir. Oğlunun kayboluşu ardındaki esrarı aydınlatmak için Charles’ın aslında biraz fazla milliyetçi ve vatansever olan babası Ed de ülkeye gelir. Charles’ın politik bir nedenle ‘ortadan kaldırıldığını’ ve olayda ABD hükümetinin de parmağı olduğunu kendi kabullenmek istemezse de her geçen gün gerçekle biraz daha yüzleşmek zorunda kalacaktır. Politik sinemanın önemli ismi Costa Gavras’ın Jack Lemmon ve Sissy Spacek’li bu filmi, 1982 Cannes’ındaki Altın Palmiye’yi Yılmaz Güney’in Yol filmiyle paylaşmıştı.
 
 
 
 
 
 
 
SIDNEY LUMET
 
Yahudi asıllı ABD’li oyuncu, yönetmen, senarist, yapımcı, bütçe sorumlusu. Çoğunlukla akıllıca yazılmış karmaşık hikâyeleri seven, sol görüşlerden hoşlanmasına rağmen, hiç politik film çekmemiş olan Lumet, ilk beyaz perde filmi olan Tehlike’den sonra çektiği 12 Öfkeli Adam’la Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülüne layık görüldü. 1960’larda daha çok artistik filmler çeken yönetmen, 70’lerde ise dramatik ve çok konuşan karakter tiplemeleri üzerinde durur. Çevirdiği en iyi filmlerinden biri olan Köpeklerin Günü ile 6 dalda birden Oscar’a aday gösterilir ve film, orijinal senaryo dalında Oscar alır. 40’tan fazla filmi yöneten Lumet, 2005 yılında Yaşam Boyu Başarı Oscar’ı almıştır.
 
Filmografi: 12 Öfkeli Adam (1957), Serpico (1973), Şark Ekspresi’nde Cinayet (1974), Köpeklerin Günü (1975), Şebeke (1976), Karar (1982), Günahkârlar (1993), Gloria (1999), Beni Suçlu Bulun (2006), Şeytan Duymadan Önce (2007) …
 
 
 
12 ÖFKELİ ADAM
 
12 Öfkeli Adam, Sidney Lumet’in yönettiği 1957 ABD yapımı drama filmidir. Reginald Rose’un aynı adlı oyunundan uyarlanan film bir duruşmada bir jüri üyesinin diğer on bir jüri üyesini şüphelinin suçsuz olduğu konusunda, makul şüphe temelinde ikna etme çabaları hakkındadır. Film neredeyse sadece bir set kullanılarak çekilmiş olma özelliğiyle dikkate değerdir. Filmin başındaki ve sonundaki üç dakikalık gösterim süresi ve bitişikteki lavabo sahneleri dışında bütün filmde mekân olarak sadece jüri odası kullanılır. 12 Öfkeli Adam ayrıca Sidney Lumet’in yönettiği ilk filmdir. İki jüri üyesinin mahkeme binasından ayrılmaları sırasında birbirlerine isimlerini söylemeleri dışında filmde hiç isim kullanılmamıştır.
 
 
 
 
 
 
 
 
ORSON WELLES
 
2 yaşında okumaya, 7 yaşında Ravel ve Stravinsky çalmaya, 10 yaşında ise Shakspeare oynamaya başladığı söylenen tam bir ‘harika çocuk’tu Welles. 26 yaşında Yurttaş Kane ile sinema sanatını derinden etkileyen bir başyapıt yarattı. Welles, sinemayı değiştiren, ona yeni yollar açan bir sinema dehası ve benzersiz bir sanatçıdır. Fransa’da yönettiği Kafka uyarlaması Dava, Kafta kötümserliğinin ve karamsarlığının sinemadaki en iyi yansımasıdır. Sinemanın ne denli güçlü ve olanaklı bir sanat olduğunu anımsatan ender sinemacılardan biridir.
 
Filmografi: Yurttaş Kane (1941), Yabancı (1945), Şanghaylı Kadın (1947), Macbeth (1948), Othello (1952), Dava (1962) …
 
 
YURTTAŞ KANE
 
Dünyanın en zengin adamlarından biri olan Charles Foster Kane, dudaklarından dökülen ‘Rosebud’ sözcüğünün ardından, malikânesinde can verir. Kane’in yaşam öyküsünü ve son sözüyle neyi kastettiğini öğrenmesi için muhabir Thompson görevlendirilir. Bütün medya, Kane’in son sözünün anlamını bulmak için harekete geçer ve konuşulan her kişi, Kane’in hayatının farklı bir yönünü ortaya çıkartır. Ancak ‘Rosebud’ gizemini korur. Orson Welles’in zamanın ötesine geçmiş bu başyapıtı, Amerikan Film Enstitüsü tarafından ‘Tüm Zamanların En İyi Amerikan Filmi’ seçilmiş, İngiliz Film Enstitüsü’nün yaptığı ankette de eleştirmenler ve yönetmenlerce ‘Tüm Zamanların En İyi Filmi’ unvanına layık görülmüştür.
  
 
 
 
 
INGMAR BERGMAN
 
İsveçli oyun yazarı ve yönetmen. Filmlerinde çoğunlukla yalnızlık ve düş kırıklığı temalarını işleyen Bergman, yaşamı boyunca 40’ı aşkın sinema filminin yanı sıra oyunlar da yönetti. Kişisel analize tutku derecesinde bağlı olan Bergman, filmlerinde insanın karmaşık duygularını ve birçok kez de insanın bilinçaltını incelerken, kendi duygu ve düşünce kurgusunu da sergiledi. Yarattığı yapıtlarda, suçluluk duygusu, bastırılmış duygu, özlem ve ölümle hesaplaşma gibi çok derin psikanalitik sorunları ustalıkla işledi. Bergman kariyeri boyunca dokuz kez Oscar’a aday gösterildi, üç kez En İyi Yabancı Film Oscar’ı kazandı.
 
Filmografi: Zindan (1948), Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri (1955),   Yedinci Mühür (1956), Yaban Çilekleri (1957), Yüz (1958), Kaynak (1959), Aynadaki Gibi (1961), Sessizlik (1963), Persona (1965), Utanç (1968), Çığlıklar ve Fısıltılar (1972), Fanny ve Alexandre (1983)…
 
 
 
YEDİNCİ MÜHÜR
 
Film, on yıl süren bir Haçlı seferinden vebanın kol gezdiği ülkesine dönerken yolu Ölüm tarafından kesilen bir şövalyenin öyküsüdür. Ölüm’ü bir satranç oyununa davet eden şövalye eğer onu yenebilirse yaşamına kaldığı yerden devam edebilecektir. Bir toprak sahibiyle beraber şatosuna doğru yol almaya başlayan şövalye, yolda rastladığı, karısı tarafından terk edilmiş bir demirciyle akrobat bir aileyi de yanına alarak yoluna devam eder. Ölüm devamlı peşindedir ama istediği cevabı bir türlü vermemektedir. Yedinci Mühür, kıyamet tehdidi altında yaşamın anlamını çözmeye çalışan yalnız bir adamın çarpıcı portresidir. Film bir tür varoluşçu sinemanın da ikonu olmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
WIM WENDERS
 
Alman film yönetmeni, oyun yazarı, fotoğraf sanatçısı, yapımcı, 68’lerin özgürlük, toplumsal eleştiri, yeni bir yaşam biçimi arama ruhunun sinemadaki temsilcisi Wim Wenders, genç kuşak yönetmenlerinin en önemlilerinden biridir. Film kariyerine 60’ların sonunda Yeni Alman Sineması akımının bir parçası olarak başladı. 1982’de Venedik Film Festivali’nde Stand der Dinge ile kazandığı Altın Arslan, 1984’te Cannes’da Paris-Teksas ile kazandığı Altın Palmiye ve 1987’de yine Cannes’da Arzunun Kanatları ile aldığı En İyi Yönetmen ödülü, kazandığı ödüllerden bazılarıdır.
 
Filmografi: Paris-Teksas (1984), Arzunun Kanatları (1987), Bulutların Ötesinde (1995), Melekler Şehri (1998), Buena Vista Social Club (1999), Sırlar Oteli (2000), Bir Adamın Ruhu (2003), Bolluk Ülkesi (2004), The Palermo Shooting (2008)….
 
PARİS-TEKSAS
 
Yıllardır kayıp olan hatta öldüğü düşünülen Travis günün birinde Teksas çöllerinde düşüp kalmış olarak bulunur. Kardeşi Walt onu kendi ailesiyle birlikte eve getirdiğinde dünyayla ilgisini koparmış gibidir. Travis ve karısı Jane’in 8 yaşındaki oğlu Hunter da anne babası ortadan kaybolduğundan beri orada yaşamaktadır. Baba oğlun iletişim kurmaları hiç kolay olmaz. Daha sonra da Jane’i bulmak için yollara düşerler. Jane neden kaçmıştır? Bu sorunun cevabını ancak Travis’in Jane’i bulduğu sahnede anlarız. Filmin 20 dakikalık bu uzun seansı sinema tarihinde iletişimsizliği, yalnızlığı ve mutsuzluğu en başarılı şekilde görselleştiren sahnelerin başında gelmektedir…
 
 
 
 
 
 
ANDREI TARKOVSKY
 
Ayzenştayn’dan sonra Sovyet Rusya’nın en tanınmış yönetmeni olan Andrei Tarkovsky 1962 yılında ilk filmi Ivanova Detstvo ile Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’a ortak oldu. Stanislaw Lem’in romanından uyarladığı Solaris ise Cannes’da Büyük Jüri Ödülü’ne layık görüldü. Filmlerinin çoğu Sovyet makamları tarafından muhalif sayıldığı için, İtalya’ya sürgüne gitmeyi tercih etti. 1983’de, Nostalghia’yı çekti. Bu filmiyle de eleştirmenleri kendine hayran bırakan Tarkovsky, Cannes’da En İyi Yönetmen dâhil üç büyük ödüle layık görüldü. Offret filmiyle de Cannes’da dört büyük ödül kazandı.
 
Filmografi: Ivan’ın Çocukluğu (1962), Andrey Rublev (1969), Solaris (1972), Ayna (1975), İz Sürücü (1979), Nostalji (1983), Kurban (Offret) (1986)
 
 
  
İZ SÜRÜCÜ / STALKER
 
Gri ve isimsiz bir kasabanın yakınında, askerler ve dikenli tellerle korunan bölgede karanlıkların içinden gelen bir adam ortaya çıkar. Bu adam İz Sürücü’dür. Sıra dışı zihinsel yetenekleriyle, insanlara bölgenin içindeki, gizli dileklerin gerçek olduğu odaya kadar rehberlik etmektedir. Bu kez, bölgeye yanında iki kişiyi götürmektedir; ilhamını kaybetmiş, alaycı ve yeteneğini sorgulayan bir yazarla, yolculuktan çok sırt çantasını önemseyen, sessiz bir profesör. Hiç kimsenin yaşamadığı bölgede, odaya giden yol dolambaçlıdır. Odaya yaklaştıklarında, kurallar değişmeye başlar ve İz Sürücü kendini bir krizin içinde bulur. Birçok zorlukla tamamladığı bu filmi, dünyadaki bütün sinemacıları derinden etkiler ve Tarkovsky’nin ününü perçinler.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
COEN KARDEŞLER
 
Filmlerinin çoğunda Joel yönetmen, Ethan ise senarist olarak görülür. Bunun yanında beraber yazarak yönetmenliğini üstlendikleri ya da ayrı çalıştıkları yapımlar da bulunmaktadır. Beraber çalıştıkları oyuncular, her ikisinin de aynı bakış açısı ve anlayışa sahip olduklarını, hatta herhangi birisine bir soruyla gittiklerinde aynı cevabı aldıklarını söylemişlerdir. Bu beraberliklerinden ötürü onlara film endüstrisinde “İki Kafalı Yönetmen” de denmektedir.
 
Filmografi: Nerdesin Be Birader?, Raising Arizona, The Big Lebowski, Miller’s Crossing, Blood Simple, Fargo, Orada Olmayan Adam, Barton Fink……
 
 
 
ORADA OLMAYAN ADAM
 
Yaşamı boyunca hiç ayrılmadığı küçük bir kasabada berberlik yapan Ed Crane, yaşadıklarıyla ilgili soru bile sormamış kayıtsız, silik bir karakterdir. Bir gün müşterisini traş ederken kendisine belki de ilk kez sorduğu soru; “Bu kadar saç nereden geliyor?” dur. Soru saçmadır ama bu soruyla başlayan merak duygusu devam ettikçe ve çevresinde olan bitenlerle ilgili yanıtlar bulmaya ve görmeye başlar. Bunun bedeli ağırdır. Hayatının hiçbir alanında karar vermemiş olduğunu, iş ortağı ve karısı dâhil herkes tarafından bu kayıtsızlığının kullanıldığının farkına varır. Sonrasında gelişen ilk kez hissettiği aşk duygusu ve devamında işlediği bir cinayetle birlikte elektrikli sandalyede idam edilirken mutludur ve gülümsemektedir.
 
 
 
 
 
 
 
VITTORIO DE SICA
 
Sinema kariyerine oyunculukla başlayan De Sica hafif komedilerin zarif oyuncusuydu. Kadın seyircilerin favorisiydi. Meslek hayatının ilk yıllarında, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yönetmenliğe merak salan De Sica ilk filmlerinin ardından Bisiklet Hırsızları’yla yeni gerçekçiliğin sembol filmlerinden birine imza attı. Bu film dünyanın en iyi filmleri arasındaki yerini alırken, daha sonra Milano Mucizesi, Umberto D. Gibi filmleri De Sica’yı sinema tarihine geçirmiştir. 150’den fazla filmde oynamış ve 34 film yönetmiştir.
 
Filmografi: Bisiklet Hırsızları (1948), Milano Mucizesi (1951), Umberto D. (1952), İki Kadın (1961), Dün Bugün Yarın (1963), İtalyan Usulü Evlilik (1964)……..
 
 
 
BİSİKLET HIRSIZLARI
 
Bisiklet Hırsızları, senaryosunu Cesare Zavattini’nin yazdığı, Vittorio De Sica’nın yönettiği, 1948 İtalyan yapımı drama filmidir. Film gerek yapım tekniği, gerekse de sinema estetiği açısından Yeni Gerçekçilik akımının simgesi olarak kabul edilir. Filmde Vittoria De Sica 2. Dünya Savaşı sonrası yoksul Roma atmosferi içerisinde, var olma mücadelesi veren sıradan bir işçi perspektifinden, umut, utanç ve yitiriliş üçgeni ekseninde insanlık durumunu gözler önüne serer. Bir süredir işsiz olan Antonio Ricci’nin yeni işi için aldığı ve iş için çok gerekli olan bisikleti, bir afişi yapıştırdığı anda çalınır. Polis hırsızı kendilerinin bulmalarını söyleyince Antonio ve 10 yaşındaki oğlu Roma’yı karış karış dolaşarak bisikleti ararlar.
 
 
 
 
 
 
 
PEDRO ALMODOVAR
 
Louis Bunuel’den sonra, uluslararası alanda ismi en çok duyulan İspanyol yönetmendir. 1972 ile 1978 yılları arasında kısa filmler yaptı. Annem Hakkındaki Her Şey filmiyle dünya çapında üne kavuşan yönetmen, aynı zamanda dünyanın en prestijli festivali Cannes’da En İyi Yönetmen seçildi. Bir sonraki filmi Konuş Onunla’da başarısını tekrarlayan İspanyol Yönetmenin bu filmi Yabancı Dilde En İyi Film dalında Altın Küre ve BAFTA ödüllerine değer bulundu. Sonraki filmi Volver ile Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandı.
 
Filmografi: Kırık Kucaklaşmalar (2009), Dönüş (2006), Kötü Eğitim (2004), Konuş Onunla (2002), Annem Hakkındaki Her şey (1999), Çıplak Ten (1997), Yüksek Topuklar (1991)….
 
 
 
 KONUŞ ONUNLA
 
El Bosque Kliniği’nde karşılaşan iki kişiyle başlar her şey. Marco’nun boğa güreşçisi olan sevgilisi komadadır. Benigno ise klinikte komada olan genç bir bale öğrencisinin hasta bakıcılığını yapmaktadır. Bu özel iki kadın, iki erkeğin zoraki başlayan arkadaşlıklarını başka boyuta taşır. Kliniğin dört duvarı arasında ne kadar süreceği belli olmayan zaman diliminde, dört insanın hayatı, geçmişi, bugünü ve yarını belirsiz bir kaderin izlerini takip eder. Film, iki erkeğin dostluğu; yalnızlık ve tutkunun açtığı yaraların uzun süre kapanmaması üzerine bir film.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
JOHN FORD
 
Amerikan western filmlerinin babası sayılabilir. Western filmlerinin konusu ve yapısı üzerinde deneylere girişerek türe önemli yenilikler kattı. John Ford, karakterleri gergef gibi işleyen, kusursuz çevre-mekân kompozisyonları yaratan, nefes kesici bir kurgu anlayışına sahip biridir. Kendisiyle yapılan bütün konuşmalarda, filmlerinin sanat yapıtı olduğunu özellikle yadsımıştır; ama bu, onun filmlerinin birer sanat yapıtı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Orson Welles, “John Ford benim öğretmenimdi.” demiştir.
 
Filmografi: Gazap Üzümleri, Vadim O Kadar Yeşil di ki, Posta Arabası, Kahramanın Sonu, The Alamo, The Quiet Man, Rio Grande…
 
                                                                                      
  GAZAP ÜZÜMLERİ
 
Nobel ödüllü Amerikalı yazar John Steinbeck’in Pulitzer ödüllü romanından uyarlanan Gazap Üzümleri’nde 1930’lu yıllarda ABD’de hüküm süren büyük ekonomik buhran sırasında yoksullaşan Oklahoma’lı bir ailenin kuraklığın da etkisiyle verimsiz hale gelen topraklarını terk ederek mevsimlik işler için California’ya doğru çetin şartlarda yola çıkmaları anlatılmaktadır. Gazap Üzümleri’nin John Ford’un en iyi filmi olduğu söylenmektedir. Film 1941 yılında 7 dalda aday gösterildiği Oscar ödüllerinden ikisini aldı; En İyi Yönetmen Akademi Ödülü John Ford’a, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Akademi Ödülü de Jane Darwell’a verildi.
 
 
 
 
 
 
 
WOODY ALLEN
 
Usta yönetmen, zeki senarist, sempatik oyuncu ve dahi yazar gibi sıfatları taşıyan ender kişilerden biridir. New York doğumlu Allen gerçekten de buraya olan tutkusunu her filme yansıtır. Gerçek hayatta kendisinin olduğu gibi filmdeki karakterleri de New York aşığı ve yaşadıkları yerden kısa bir süre için bile olsa ayrılamayan tiplerdir. Allen, filmlerini hareketli caz melodileriyle süsler. Senaryolarında kadın-erkek ilişkilerini, din ve cinsellik gibi fazla dile getirilemeyen konuları kendine özgü mizahi üslubuyla işleyen Allen, basit gözüken durumların altına güçlü bir alt yapı gerektiren göndermeler saklar.
 
Filmografi: Bananas (1971), Tekrar Çal Sam (1972), Annie Hall (1977), Manhattan (1979), Hannah ve Kız kardeşleri (1986), Radyo Günleri (1987), New York Hikâyesi (1989), Herkes Seni Seviyorum Der (1997)…
  
 
                                                                                                   
   ANNIE HALL
 
Alvy Singer, yetenekli bir komedyendir. Kendisi kadar nörotik olan gece kulübü şarkıcısı Annie Hall ile birlikte yoğun olduğu kadar farklı olan bir ilişki yaşamaya başlar. Ancak Alvy’nin kendine güvensizliğinin ilişkilerini sabote etmesiyle Annie daha bir hayat ve sevgili için terk eder. Woody, Allen filmografisinin en önemli duraklarından Annie Hall, yönetmene En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandırmıştı. New Yorklu komedi yazarı Alvy’nin hem romantizm arayışlarını, hem de eski aşkı Annie Hall ile olan ilişkilerini gözden geçirmesini anlatan film, yönetmenin sivri mizahi üslubuyla olgunlaşmış sinema dilinin bir araya geldiği bir yapımdır.
 
  
 
 
 
 
 
 
 
 
KRZYSZTOF KIESLOWSKI
 
Belgesel çekerek başladığı kariyerine 10 emri konu aldığı dekaloglar ve özgürlüğü, adaleti ve kardeşliği konu aldığı üç renk üçlemesi gibi tematik filmleri de eklemiş Polonyalı yönetmen. En sevilen filmi olan üç renk serisi Fransız bayrağında temsil edilen ilkeleri (mavi-özgürlük, beyaz-eşitlik, kırmızı-kardeşlik) ironik biçimde ele almıştır. Kieslowski, yalnızca Polonya sinemasının değil, dünyanın en nitelikli yönetmenlerinden biridir. Işığı kullanımı, müziği dramatik yapıya uygulayışı ve karakterlerinin psikolojisini ele almaktaki ustalığı onu benzersiz kılmaktadır.
 
Filmografi: Sonsuz (1985), Dekalog (1987), Öldürme Üzerine Kısa Bir Film (1987),Aşk Üzerine Kısa Bir Film (1987), Aşk Üzerine Kısa Bir Film (1988), Veronique’in Çifte Yaşamı (1991), Üç Renk; Kırmızı, Beyaz, Mavi (1993-94)…
 
                                                                           
  ÖLDÜRME ÜZERİNE KISA BİR FİLM
 
“Öldürmeyeceksin” emrinden yola çıkan bu bölüm, ahlaki değerlerinden yoksun bir taksi şoförü ve onu aslında bir hiç uğruna öldüren işsiz, amaçsız bir genç arsındaki öyküyü anlatır. Bu vahşice cinayetin ardından yakalanan gencin savunmasını idealist bir avukat üstlenir. Ancak avukatın çabaları, gencin idamını engelleyemez. Modern dünyadaki insanın derin bunalımlarını anlatırken “adalet” kavramını da sorgulayan oldukça rahatsız edici ve düşündürücü olan bu film, son derece ayrıntılı ve gerçekçi cinayet sahnesiyle çok tartışılmış, Cannes Film Festivali de dahil birçok yarışmada ödül kazanmıştır.
  
 
 
 
 
 
 
 
 
MILOS FORMAN
 
Milor Forman’ın ilk filmleri olan Maça Ası ve Konkurs bir devrim olarak nitelendi. Bu filmlerde Çek yazarlarının ve yeni gerçekçilik akımının etkileri oldukça belirgindi. Aktör dışı faktörlerin duyarlı kullanımı; canlandırma, doğal seslendirme ve yarı doğaçlama diyaloglarla oluşturduğu üslubu ile öne çıktı. 1968 sonrasında Koşun İtfaiyeciler filmi ülkesinde yasaklanınca, Batı’ya geçmeye karar verdi. Forman, çalışmalarını edebiyat ve tiyatro oyunlarının uyarlamalarıyla Goya, Mozart, Larry, Flynt gibi ilginç karakterlerin biyografileriyle sürdürdü.
 
Filmografi: Maça Ası (1963), Guguk Kuşu (1974), Hair (1979), Amadeus (1984), Ay’daki Adam (1999), Goya’nın Hayaleti (2007)…
 
 
                                                                                        
GUGUK KUŞU
 
Ken Kesey’in romanından uyarlanan film; akıl hastası numarası yaparak hastaneye sevk edilen mahkûmun (Jack Nicholson)’nin geçirdiği zamanı konu alıyor. Murpy, bu süre içerisinde hem kaçma planları yapar hem de akıl hastanesindeki diğer hastalarla farklı bir diyalog kurar. Özgürlüğe olan düşkünlüğü ve asi tavırlarıyla diğer hastalara kötü örnek olan Murpy otoriteyi temsil eden Mildred tarafından susturulmak istenir. Milos Forman’ın en siyasi filmlerinden birisi olan Guguk Kuşu’nun her karesinden ferahlatıcı bir isyan duygusu yükselir. Jack Nicholson’ın ustaca sergilediği rol, onun geldiği noktanın tesadüf olmadığını göstermektedir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
JEAN LUC GODARD
 
Fransız Yeni Dalga akımının kurucusudur. Modern sinemanın olasılıklarını genişletmiştir. Godard, filmlerinde iletişim kopukluğu içindeki modern insanın farklı yaşam biçimlerini, akıldışı sosyal sistemleri, politik tartışma ve olayları konu almıştır. Öykü anlatmaktansa görüntülerle çalışır, görüntüleri araştırır. Godard, araştırıcıdır. Pasolini, Godard için; “Tüm dünyada sinemanın en azından yarısı Godard sinemasıdır. Çünkü Godard’ın koyduğu kurallara ve normlara uymaktadır.”demiştir. Godard 60’lı yılların sinemasının çehresini değiştirmiş olan yönetmenler arasında en etkin olanıdır.
 
Filmografi: Serseri Âşıklar (1960), Kadın Kadındır (1961), Alphaville (1965), Made in U.S.A. (1966), Hafta sonu (1967), Müziğimiz (2004)…  
  
 
 
                                                                            SERSERİ ÂŞIKLAR
 
Michel (Jean-Paul Belmando), Marsilya’da bir
otomobil çalar ve yolda bir polis öldürür. Paris’te
genç Amerikalı Patricia’yı (Jean Seberg) bulur.
Michel bir yandan polis tarafından aranırken
eski arkadaşlarıyla buluşup Roma’ya gidecek
parayı sağlamaya çalışır. Bu arada Patricia’yı da
yanında götürmek ister. Patricia’yla birlikte kaçak
hayatına başladıklarında kız onu polise gammazlar.
Michel, Montparnasse’da bir sokakta vurulur. Truffault’nun
bir gazete haberinden yola çıkarak geliştirdiği düşünceyi
Godard o güne dek dünyada örneği görülmemiş serbestlikte
Bir stilde ve sayısız okumaya açık, olabildiğince sempatik bir
şekilde ortaya koyuyor. Karşımızda Fransız Yeni Dalgası’nın en
müstesna yapıtlarından biri duruyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
STANLEY KUBRICK
 
ABD’li film yönetmeni. Teknik kusursuzluk arayışı, entelektüel sembolizmi, mükemmelciliği ve ince ayrıntılarıyla tanındı. Kariyerine New York’un Look dergisine amatör fotoğraflar çekerek başlayan Kubrick, izlediği filmlerden çok daha iyisini başarabileceğine inanarak yönetmenlik yapmaya başladı. İlk filmleri, Fear and Desire, Killer’s Kiss ve The Killing ile kendisini kanıtladı. Paths of Glory ve Spartaküs ise onun iyi yönetmenler arasındaki yerini almasını sağladı. Ancak Stanley Kubrick’i 20. yüzyılın en önemli yönetmenlerinden biri yapan, 2001: Bir Uzay Macerası ve Otomatik Portakal’dır.
 
Filmografi: Paths of Glory, Spartaküs, Lolita, Dr. Strangelove, 2001: Bir Uzay Macerası, Otomatik Portakal, Barry Lyndon, Shining, Full Metal Jacket, Gözleri Tamamen Kapalı
 
 
 
                                                                             
  2001: BİR UZAY MACERASI  
1968 yılında Stanley Kubrick tarafından yönetilen
bilim kurgu filmi. Senaryosu Kubrick ve ünlü
bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke tarafından
kaleme alınmıştır. Film insan evrimi, teknoloji,
yapay zeka tematik unsurlarını işler ve bilimsel
gerçekliği, öncü görsel efektleri, provokatif
belirsizliği ve bazı yorumculara göre içerdiği
gerçeküstü betimleme, geleneksel anlatım
teknikleri yerine sessizlik ve asgari düzeydeki
karşılıklı konuşmalarıyla ün yapmıştır. Eleştirmenler
ve izleyiciler tarafından en iyi filmlerden biri olarak
kabul edilmektedir. Dört Oscar adaylığı ve görsel
efektler Oscar’ını kazandı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 ALFRED HİTCHCOCK
 
Gerilim filmleri yönetmeni, Londra’da dünyaya gelen ve mühendislik eğitimi gören Hitchcock, 1934 yılından itibaren yaptığı filmleriyle ününü dünya çapına yaydı. 1939 yılında Hollywood’a yerleşen Hitchcock, Hollywood’daki ilk filmi Rebecca ile En İyi Film Oscar’ını kazandı. 1946 yılında çektiği Aşktan da Üstün adlı filmi Hitchcock’un o dönemine ait en etkili filmdi. 1948 yılında çekilen, sahneler arası geçişlerin ustaca yapıldığı film olan Ölüm Kararı ise Hitchcock’un ilk renkli filmiydi. Sapık filminde banyodaki kadının bıçaklanma sahnesi bir sinema klasiği oldu.
 
Filmografi: Gizli Teşkilat, Yükseklik Korkusu, Kuşlar, Arka Pencere, Sapık, Ölüm Kararı, Cinayet Var, Kelepçeli Âşık, Çok Bilen Adam, 39 Basamak…
 
  
 
                                                                               YÜKSEKLİK KORKUSU
 
Alfred Hitchcock’un birçoklarınca göz ardı edilmiş, en önemli başyapıtlarından birisi. John (James Stewart) eski bir polis dedektifidir. Geçmişte yaşadığı bir olay yüzünden yükseklik korkusu olan John, bir gün kolejden arkadaşı olan Gavin ile buluşur. Gavin ondan karısı Madeleine’i (Kim Novak) takip etmesini ister. John, bir süre sonra kadına âşık olur. Geçmişiyle sorunları olan Madeleine, John’u çocukluğunun karmaşasına sürükler ve esrarengiz bir şekilde ölür. Ancak karabasanlar John’un peşini bırakmaz ve bir süre sonra, Madeleine’e çok benzeyen bir kadın bulur. Bu kadın kimdir? Ferguson’un düşlediği aşk mı? Yoksa Madeleine’in ta kendisi mi?
  
 
 
 
 
 
 
 DAVID LYNCH
 
ABD’de doğan Lynch, aynı zamanda bir ressamdır. 1977 yapımı siyah-beyaz filmi Eraserhead ile tanındı. Dune ve Mavi Kadife’yle artan başarısı Kayıp Otoban’la doruğa ulaştı. Filmlerinde kısık sesli gürültü, karanlık ve çürümüş şeylerle dolu mekânlar; bozulmuş karakterler, polarize edilmiş bir dünya kullanmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Lynch’in filmlerinde hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Günümüzde kara filmin (film noir) önde gelen temsilcilerinden biridir. Slavoj Zizek, Gülünç Cücenin Sanatı adlı yapıtında David Lynch sinemasını analitik olarak işlemiştir.
 
Filmografi: Kayıp Otoban, İkiz Tepeler, Mulholland Çıkmazı, Fil Adam, Dune, Mavi Kadife…
 
 
 
 
                                                                                         ERASERHEAD
 
David Lynch’in ilk uzun metrajlı filmi olan 1977
tarihli Eraserhead yönetmenin sonraki filmlerinde
de baskın olan karanlık, kaotik dünyanın erken bir
habercisidir. Yaşadığı ilişki sonucu Mary’nin hamile
kaldığını öğrenen Spencer onu kendi küçük evine
getirir. Burada mutant, sürüngen benzeri bir yaratık
dünyaya getiren Mary’nin evden kaçmasıyla Spencer
evde “bebek”le, radyatörün arkasında hayali bir
sahnede gördüğü kadınla ve kendisini baştan
çıkarmaya çalışan karşı komşusu ile baş başa kalır.
David Lynch’in erken dönem başyapıtı, gerçek üstücü
Bir sinemanın da en güçlü mirasçılarından biridir.
Eraserhead, sinema tarihinde düşe en yakın filmlerden
biri olarak kabul edilmektedir.
  
 
 
 
 
 
 
 
  
 
AKİRA KUROSAWA
 
Japon yönetmen, yapımcı, senarist, ressam. “İmparator” lakaplı Kurosawa, sinema dünyasında birçok tekniği ilk kez kullanarak öncü olmuş, Batı dünyasını kıskandıran başyapıtlara imza atmış ve düşük bütçeli filmlerde bile dehasını ortaya koymuştur. Gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden biri olarak görülen Kurosawa, senaryoları ve filmleri en çok taklit edilen yönetmen olmuştur. İki büyük dünya savaşını görmüş ve atom bombası felaketini yaşamış, gittikçe kararan bir dünyada, kendisine bile yabancılaşan insan için duyarlılıkların ölmeyeceğine inanmış ve filmlerinde bu umudun ışığını yükseltmiştir.  
 
Filmografi: Ran, Kagemusha, Rashomon, Dersu Uzala, Yojimbo, Yedi Samuray, Ikiru, Düşler, Ağustosta Rapsodi, Sanjuro…
 
 
  
                                                                                           DERSU UZALA
 
Sovyet-Japon ortak yapımı bir filmdir. 20. yüzyılın
başlarında bir Rus askeri harita ekibi, Rus uzak doğusunda
Mançurya ormanlarında araştırma yaparken atalarının
Yaşamından pek farklı olmayan bir hayat süren Dersu Uzala
(Maksim Munzuk) adındaki yaşlı bir avcıyla tanışır. Uygarlıktan
uzak yaşayan bu kendi halindeki adamı kendilerine rehber
olarak alırlar. Yeri geldiğinde ekibin hayatını bile kurtaran.
Başlangıçta küçümsedikleri bu tuhaf Moğol adamdan çok şey
öğrenecekler, onun cesareti ve zekası karşısında hayrete düşeceklerdir.
Kurosawa, 1975’te Sovyetler Birliği’nde çekimini yaptığı Dersu Uzala
Filmiyle En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazandı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  
MİHAİL SERGEY EİSENSTEİN
 
Sovyet sinema yönetmeni ve kuramcısı. Sinema tarihinde çığır açan filmi Potemkin Zırhlısı’yla yeni bir temsil alanı, anlatı dünyası, kahraman tipi yarattı. Kahraman, kitlelerdi, insan topluluklarıydı; bireyler daha arka planda kalıyordu. Anlatı biçimi ve kurgu hemen göze çarpıyordu. Eisenstein, filmlerini yepyeni montaj teknikleri, estetik anlatımı ve etki yöntemleriyle bir klasik haline getirdi. Son filmlerinde yurtseverlik ve kahramanlık temalarını işledi. 50. yaş gününden birkaç gün sonra hayatını kaybetti.
 
Filmografi: Grev (1924), Potemkin Zırhlısı (1925), Ekim (1927), Staroye i movoye (1929), Thunder Over Mexico (1933), Aleksandr Nevsky (1938), Seeds of Freedom (1943), Ivan Grozny 1-2 (1945)
 
 
 
POTEMKİN ZIRHLISI
 
1925 Sovyetler Birliği yapımı sessiz filmdir.
Konusunu Potemkin Zırhlısı Ayaklanması olarak
bilinen gerçek bir olaydan almıştır. Filmde, 1905
yılında Rusya’nın Karadeniz filosuna bağlı savaş
gemisi Potemkin’de dayanılmaz yaşama şartlarından
bezmiş mürettebatın Çar’ın rejimine bağlı subaylara
karşı başlattıkları bir ayaklanmanın sonunda gemiyi
ele geçirmeleri ve sonrasında gelişen olaylar
dramatize edilerek anlatılmıştır. Potemkin Zırhlısı
tüm zamanların en etkileyici filmlerinden biridir ve
1958 yılında Belçika’nın Brüksel şehrinde açılan
Dünya Fuarında “tüm zamanların en büyük filmi”
olarak ilan edilmiştir. Ayzenştayn, bu filmiyle
sinemada kurgu (montaj) ile ilgili kuramlarının
temelini atmıştır. 
 
 
 
 
 
 
 
CHARLIE CHAPLIN
 
İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar. Asıl adı Charles Spencer Chaplin olmakla beraber, yarattığı ünlü “Şarlo” (Charlot) karakteriyle özdeşleşti ve öyle anıldı. Filmlerinde dönem koşulları için imkânsız görülebilen ve koreografilere yer veren Chaplin, komedi sinemasının bütün örneklerini sonuna kadar korumakla birlikte, heyecanın ve hareketin asgari düzeye çekildiği sahnelerinde dramatik yapısını sergiledi. Popülist yaklaşımlara, hiçbir zaman benimsemediği bazı yönetim biçimlerine ve teknolojiye yönelik ağır eleştirilerini ise yine bu komedi tarzının içinde eritti ve seyirciye sessizce ulaştırmayı bildi.
 
Filmografi: Altına Hücum, Şehir Işıkları, Büyük Diktatör, Asri Zamanlar, Yumurcak, Sirk ve Sahne Işıkları gibi uzun metrajlı filmler ve 60’tan fazla kısa film…
 
 
 
ŞEHİR IŞIKLARI
 
Charlie Chaplin’in senaryosunu yazdığı,
yapımcılığını, yönetmenliğini ve başrolünü
üstlendiği 1931 yapımı sessiz bir filmdir. Chaplin
aynı zamanda filmin müziklerini de bestelemiştir.
Gözleri görmeyen çiçekçi kızın karanlık dünyasını
aydınlatmak için ameliyat parası gereklidir. Chaplin
parayı bulmak için çöpçülükten boksörlüğe kadar
her şeyi yapmaya razıdır ve yapar da. Şehir Işıkları,
komedi ve trajediyi bir arada kullanan, duygusal
yönü ağır basan, gülmecenin yanı sıra toplumsal
eleştiri de içeren ve ne kadar izlenirse izlensin
bıkılmayacak bir başyapıttır. Chaplin bu filmiyle
ikinci Oskar Ödülü’nü kazanır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
FEDERİCO FELLİNİ
 
İtalyan film yönetmeni. Rimini’de doğdu, on yaşındayken evden kaçıp bir sirke girdi. 1938’de üniversiteye kaydını yaptırdı. Fakat derslere devam etmek yerine çeşitli mizah dergilerinde karikatür sanatçısı olarak çalıştı. 1943’te oyuncu Giulietta Masina ile evlendi. Başarılı sinema kariyeri boyunca dört kez En İyi Yabancı Film Oscar’ını aldı. 1993’te meslek yaşamında gösterdiği başarı için özel bir Oscar’la onurlandırıldı. Ekim 1993’te Roma’da kalp krizinden öldü.
 
Filmografi: Varyete Işıkları, Sonsuz Sokaklar, Cabiria’nın Geceleri, Tatlı Hayat, Sekiz Buçuk, Satyricon, Roma, Amarcord, Kadınlar Şehri Ve Gemi Gidiyor…
 
 
 
 
 
TATLI HAYAT
 
Fellini, İtalyan “ekonomik mucizesi”nin doruk
noktasında yitirilen değerler üzerine yaptığı
bu epik çalışmada, dalgalandırıcı bir gazetede
çalışmak zorunda olan bir yazarın ( Marcello
Mastroianni) günlük yaşamından kesitler vermektedir.
Yazar, çevresindeki yozlaşmayla oldukça uyum içindedir
ve bu yozlaşmanın içinde yazmak onu etkilemez.
Açılış ve kapanış sahnelerinde, ahlaki çöküşün
İtalya’ya getirdiği sonuçların altını çizen Dante’ye
zekice dokundurmalar vardır ki o sıralarda İtalya’da
faşizmin yeniden doğuşu siyasi dengede bir farklılık
oluşturuyordu. Tatlı Hayat’taki ahlaki ortam Fellini’nin
her filminde yansıtılır, fakat görkemli ölçeği, merhametli
veya sevimli bir kahraman kullanmaması açısından en
etkileyici çalışmasıdır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
zuleyha
 
1
 

LİNKLER

 
 
       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 

Copyright © 2011 KIRIK ÇATAL.com Tüm Hakları Saklıdır..