SEBZELER VE BAKLAGİLLERLE İLGİLİ YARARLI BİLGİLER
 
Yemeklerde kullandığımız sebzelerin faydaları saymakla bitmez. Sebzeler, C vitamini bakımından zengindirler. Aynı zamanda A ve B vitamini kaynağıdırlar. Sebzelerin satın alınmasından tüketilmesine kadar geçen aşamada besin değeri yönünden birçok kayıp oluşmaktadır. Ayıklanıp yıkanırken ve pişirilirken, yanlış işlemler nedeniyle vitamin kaybına uğrarlar. Doğru yöntemlerle hazırlanan sebze yemekleri, vitamin kaybına uğramazlar. Bu nedenle hazırlama sırasında şunlara dikkat etmeliyiz:
  • Sebzeleri hazırlarken önce yıkamalı, sonra ayıklamalıdır. Sebzeler yıkanmadan doğranmaz, bekletilmez. Bekletme vitamin kaybına (C vitamini) sebep olur.
  • Ispanak, semizotu, pırasa, taze soğan gibi köklü sebzelerin kökü alındıktan sonra yıkanmalı, sonra doğranmalı ve bekletilmeden pişirilmelidir. Köklü sebzeler alındıktan sonra, eğer ıslaklarsa temiz bir örtü üzerine yayıp kurutulmalı sonra temiz bir kâğıda sarıp bir iki yerinden delinmiş temiz poşet içinde buzdolabında saklanmalıdır.
  • Sebze ve meyveler delikli poşette 1-4 hafta saklanabilirler. Kurutulmuş sebze ve meyveler bez torba içinde saklanmalıdır.
  • Sebzeler akan suda tek tek yıkanmalı, uzun süre suda bekletilmemelidir.
  • Sebzelerin ayıklanması mümkün olduğunca el ile gerçekleştirilmelidir. Bıçak sebzelerin genel yapısını bozmaktadır. Elle doğramanın mümkün olmadığı durumlarda sebzeleri, küçük doğramak vitamin kaybına neden olacağı için, iri parçalar halinde doğramalıdır.
  • Kabuklu sebzelerin vitaminleri, hemen kabuklarının altında olduğundan çok ince soyulmalıdır. 
  • Yeşil ve sarı sebzelerle yapılan salatalara limon veya sirke eklendikten sonra hemen yenmez ve bekletilirse A ve C vitaminleri azalır.
  • Sebzeleri pişirirken, sıcak su ilave edilmeli, kapak kapalı olarak pişirmelidir. Tuz, sebzelerin pişmesine yakın atılmalıdır. Eğer tuz önce atılırsa, sebzeler sertleşir ve geç pişer.
  • Haşlanarak kullanılacak sebzelere, kaynar tuzlu su ilave edip haşlamalıdır.
  • Haşlanan sebzelerin suyu, yemeklere ilave edilmeli veya çorbalarda kullanılmalıdır.
  • Kuru baklagiller proteince çok zengindir. Özellikle mercimek, protein yönünden ete en yakın besindir. Ayrıca A ve bazı B vitaminleri ile minerallerce de zengindir.
  • Kuru baklagillerin kolay pişmesi için karbonat ilave edilmesi yanlış olur. Karbonat ancak ıslatma suyuna ilave edilebilir.
  • Kuru baklagiller ıslatılmadan önce çok iyi yıkanır, yıkandıktan sonra iki katı kadar su eklenerek 8-12 saat suda bekletilir. Düdüklü tencerede ya da kapağı çok iyi kapatılan tencerede pişirilir. Gaz yapmaması için ıslama suyu dökülür, haşlama suları dökülmez. Kuru baklagiller iyi pişirildiğinde besin değeri artar, gaz yapıcı özelliği azalır.    
 
 
 
PİLAV ÜÇ ŞEKİLDE PİŞİRİLİR
 
 
1-SALMA YÖNTEMİ: Kaynamakta olan yağlı ve tuzlu suya pilavlık malzemenin eklenmesiyle yapılır.
2-SÜZME YÖNTEMİ: Pilavlık malzemenin tuzlu suda haşlanıp, süzülerek üzerine kızdırılmış yağ eklenmesiyle yapılır.
3-KAVURMA YÖNTEMİ: Pilavlık malzeme, tencere içinde yağ ile kavrulur üzerine kaynar su eklenerek elde edilir.
   İyi bir pirinç pilavı yaparken pirinci önceden ıslatmak gerekir. Bu da iki türlü yapılır. Pirinçteki unu gidermek için birkaç kere soğuk suyla yıkanır, sonra kaynar suda beş dakika bekletilir. Pilava suyu veya et suyunu mutlaka kaynar halde ilave etmelidir. Pilava suyu koyduktan sonra iki dakika kaynatıp, sonra hafif ateşe alıp, suyunu çektirmelidir. Pilavı pişirirken kesinlikle karıştırmamalıdır. Yoksa lapa olur. Kavurma yöntemiyle yapılan pilav tane tane olur. 
SALMA PİRİNÇ PİLAVI 
Malzemesi: 2 su bardağı pirinç
                     3 su bardağı et suyu
                     3 çorba kaşığı tereyağı
                     2 tatlı kaşığı tuz,1 çorba kaşığı ıslatmak için tuz. 
Yapılışı: Pilavlık pirincin taşını, çürüğünü dikkatlice ayıklayıp, yayvan bir tencereye(teflon olursa iyi olur) alınır. Üzerini örtecek kadar, parmak dayanacak sıcaklıktaki suyla örtülür. Su soğuyuncaya kadar pirinci suda bekletiriz. Temiz su çıkana kadar, soğuk su altında 3-4 sefer yıkayıp tel bir süzgece alıp pirincin suyunu süzdürürüz. Teflon tencereye et suyunu ve tuzu koyup kaynattıktan sonra süzgeçteki pirinçler içine salınır. Salma deyimi bu işlemden gelir. Tencerenin kapağını örtüp bir sürede pirinçlerle birlikte kaynatırız. Sonra ateşi kısarak suyu çektirilir. Suyunu çekip pilavın üstü göz göz olunca çok hafif ateş üzerinde demlendirmeye bırakılır. Bir tavada pilavın yağını kızdırıp tencerede demlenmekte olan pirinçlerin üzerine dökülür. Tencereyi kalın bir yağlı kâğıt veya bir havlu ile örtüp kapağı kapatılır. Demlenmeye bırakılır.
NOT: Salma pirinç pilavının yağını isterseniz, et suyunu kaynatırken de katabilirsiniz.
 
SÜZME PİRİNÇ PİLAVI 
Malzemesi: 2 su bardağı pirinç
                     4 su bardağı su
                     3 çorba kaşığı tereyağı
                     2 tatlı kaşığı tuz,1 çorba kaşığı tuz(ıslatmak için) 
Yapılışı: Pilavlık pirinci önce iyice ayıklarız. Ayıkladığımız pirinçleri, tuzlu sıcak su içinde su soğuyuncaya kadar bekletiriz. Bir tencerede su ve tuzu karıştırarak kaynatırız. Kaynayan tuzlu suya ıslatılan pirinçler konur. Bir süre pişirilir. Pirinç suyunu az bir şey çekmeye başlayınca, suyunu bir kevgire dökerek süzeriz.Süzülen pirinçleri tekrar  aynı tencereye koyarak kapağını örteriz.10 dakika daha çok hafif ateşte pişiririz.Ayrı bir yerde ,tavada yağı eritip pirinçlerin üzerine gezdiririz.Yağı koyduktan sonra 15 dakika daha çok hafif ateşte,tencerenin üstünü yağlı kalın bir kağıt veya havluyla kapatıp demlendiririz.
NOT: Her pirincin kaldırma nispeti değişik olur. Bu teknik yeni aştığınız pirincin ne ölçüde su kaldıracağını anlamanız için faydalıdır. 
 
KAVURMA PİRİNÇ PİLAVI 
Malzemesi: 2 su bardağı pirinç
                     3 su bardağı et suyu
                     3-4 çorba kaşığı tereyağı
                     2 tatlı kaşığı tuz,1 çorba kaşığı ıslatmak için tuz. 
Yapılışı: Pirinci taşını, çöpünü ayıklayıp, ılık tuzlu suda bekletiriz. Su soğuyunca, bol su altında temiz su çıkana kadar yıkayıp kevgirde suyunu süzdürürüz. Tencerede kızdırılan yağın içine pirinçleri ilave edip beş dakika kadar kavururuz. Pirinçler
şeffaflaşınca kavurmayı kesip, kaynar et suyu üstüne dökülür. Tuzunu ilave edip, bir kere karıştırılır. Tencerenin kapağını örtüp, önce 5 dakika hızlı ateşte, sonra kısık ateşte suyunu çekinceye kadar pişiririz. Pilavın üstü göz göz olunca tencereyi çok hafif ateşe alıp, üstünü yağlı kâğıt veya havluyla örtüp 20 dakika demlendirip sıcak sıcak servis yaparız.
NOT: Aynı yöntemle bulgur pilavı da yapılır. Yalnız yağı tencerede erittikten sonra çok ince çentilmiş bir baş soğanı bu yağ içinde pembeleştirip, sonra bulguru kavurmalıdır.
MAKARNA NASIL PİŞİRİLİR?
 
 
  • Makarnada bol miktarda B vitamini bulunmaktadır. B vitaminleri su da eridiğinden, pişirme sırasında suya geçer. Bu nedenle yemek suları, haşlama suları atılmamalıdır. Makarna suda haşlanır ve kalan suyu süzdürülür. Eğer süzdürüldükten sonra yıkanırsa B vitaminleri kaybolacaktır. Bu nedenle makarna mümkün olduğunca az suda pişirilmeli ve yıkanmamalıdır.
  • Makarna sıcak suda haşlanmalıdır.
  • Pişerken yapışmaması için suyuna 1-2 çorba kaşığı sıvı yağ eklenmelidir.
  • Haşlama suyuna tuz, makarnadan evvel eklenmelidir. Makarna haşlanırken arada bir karıştırılmalıdır.
  • Makarna orta hararetli ateşte ve kapaksız haşlanmalıdır.
  • Makarna çok fazla pişirilip şeklini kaybetmeden ateşten alınmalıdır.
  • Ateşten alındığında kalan suyu hemen süzülmelidir.
  • Fırında makarna yapıyorsanız makarnaya sosisli, kıymalı ya da soğanlı sos ilave edebilirsiniz. Fırında makarna beşamel sosla yapılabileceği gibi yufkalı veya sossuz kaşar peyniri serpilerek de yapılabilir.
  • Bazen makarnayı haşlamadan önce kızdırılmış sıvı yağda hafifçe pembeleşene kadar kavurup daha sonra üzerine kaynar su ilave ederek pişirebilirsiniz.
  • Makarnaya, değişik makarna soslarını ilave ederek doyumsuz tatlar kazandırabilirsiniz.
 
HANGİ MEVSİMDE HANGİ SEBZELERİ YEMELİYİZ?
İYİ VE SAĞLIKLI BESLENMEK
Dengeli beslenmeyi garantilemenin en iyi yolu farklı gıdalar kullanmaktır. Gıdaların besin yoğunluğu (vitamin ve mineraller açısından zenginlikleri) ürünlerin doğasına, tazeliğine ve mevsime bağlı olduğu kadar, saklama, hazırlama ve pişirme yöntemlerine de bağlıdır.
 
 
Ne kadar çok sebze ve meyve tüketirsek, o kadar sağlıklı oluruz.
Günde en azından 5 meyve yememiz önerilir. Bu durumda daha çok sebze ve meyve yiyerek, sağlığımızı güvenceye alıyoruz demektir.
Meyve ve sebzelerin mevsiminde olmasına dikkat edin. Daha lezzetli olur…
 
 Peki hangi sebze, hangi ayda yetişir biliyor musunuz?  
 
SEBZELER AYLAR             
Kuru Soğan Her Ay
Patates Her Ay
Salatalık Mayıs - Ekim
Marul Nisan - Haziran
Maydanoz Her Ay
Dereotu Her Ay
Bezelye Nisan - Haziran
Taze Kabak Mayıs - Kasım
Beyaz Lahana Kasım - Şubat
Kereviz Kasım - Şubat
Kırmızı Lahana Kasım - Şubat
Ispanak Kasım - Mart
Pırasa Kasım - Mart
Karnıbahar Kasım - Mart
Havuç Eylül - Mart
Semizotu Nisan - Haziran
Barbunya Nisan - Haziran
Taze Bakla Nisan - Haziran
İç Bakla Nisan - Haziran
Dolmalık Biber Haziran - Ekim
Sivribiber Haziran - Ekim
Çarliston Biber Haziran - Eylül
Taze Fasulye Mayıs - Ekim
Bamya Haziran - Ağustos
Patlıcan Haziran - Kasım
Domates Haziran - Kasım
Salamura Yaprak Her Ay
 
ETİ PİŞİRİRKEN, SAKLARKEN ve SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİ...
ET SEÇİMİNDE YAPILACAKLAR 
 
 
Etin taze olup olmadığını anlamak için dokunmak gerekir. Taze ete dokunduğumuzda parmağımızı ıslatmıyorsa, sert ve parlaksa et tazedir. Etin dokusu ne kadar ince ise o kadar kalitelidir.
Ayrıca ette yağ dokusu görülmelidir. Bu doku ince ve sık olmalıdır. Et yağlı diye almamazlık yapmayın, çünkü yağ zerrecikleri ete lezzet katar. İçinde küçük yağ hücreleri oluşmuş etler, genelde merada beslenen doğal hayvanlardan elde edilmiştir. Omega-3 içerdiği için çok faydalıdır.
Etin rengi biraz koyu olabilir, fakat mor olmamalıdır. Bozulmuş et morumsu renktedir, kolayca parçalanır, ıslaktır.
Taze etin rengi kırmızıdır, kokusu kendine has et kokusudur. Bozuk et kötü kokar.
Ete parmağımızı bastırdığımızda etin üzerinde iz kalıyorsa, etin bayatlamaya başladığı anlaşılır.
Rasgele et almanın en büyük riski, hazır kıymadır. Hazır kıymanın içine ne koyulduğu anlaşılmaz. Hindi kıyması, kafa eti, sakatat koyulmuş olabilir. Dikkat edin! Bu etler, kıyma makinesinden geçtikten sonra hızla bakteri üretmeye başlar. Seçtiğiniz etin kıymasını çektirmek daha doğru olur.
Bazı etler uzun süre dondurulduktan sonra satışa sunulmuş olabilir. Etlerin çözüldükten sonra dondurulması, içindeki toksinlerin üremesini kolaylaştırır. Bu yüzden dondurulmamış etler tercih edilmelidir. Aldığımız etlerin dondurulmuş olup olmadığını anlamadıysak, eve geldiğimizde eti, tabağa alıp biraz bekletiriz. Et fazla kan bırakırsa, dondurulduktan sonra çözülmüş demektir.
Et alırken öncelikle etin damgalı olmasına dikkat edilmelidir, tanıdık, bildik yer olmasında fayda vardır. Marketlerden alırken, etlerin paketlenmiş olması, üzerinde gramajı, yağ oranı, ilk ve son kullanma tarihine dikkat etmelidir.
Et aldığımız yer her şeyden önce temiz olmalıdır.
Sosis ve salamlarda ‘%100 dana eti’ yazar. Ama bu dana yağı da olabilir. Tütsülenmiş sosis kahverengine yakındır. Pembeye ve kırmızıya çalan renkte olmamalıdır.
 
ETİ SAKLARKEN…
Kıyma
Kıyma, makinede çekilme sırasında parçalandığından hücrelerini ve özsuyunu kaybedip su salgılamaya başlar. Böyle bir ortamda mikroorganizmalar hızla çoğalır. Bunun için, kıyma birer yemeklik olacak şekilde bölünerek, küçük parçalara ayrılır. Temiz buzdolabı poşetine veya yağlı kâğıda sarılarak buzlukta saklanmalıdır. Hemen kullanılacak et, buzluğun alt rafında 1-2 gün saklanabilir. Buzluğa konulan et kullanılacağı zaman buzluktan çıkarılır. Çözdürülmek istenen et, oda ısısında açıkta bırakacak şekilde değil, buzdolabının alt bölmesinde çözdürülür. Etin çabuk çözülmesi amacıyla oda sıcaklığında bekletmek, sağlık açısından doğru olmaz. Çözdürülen eti hemen tüketin, tekrar dondurmayın. Hemen tüketilmeyecek etler derin dondurucuda bekletilmelidir. Buzluğunuz normal buzluksa saklama süresi 5-6 gün, derin dondurucuda ise 8-9 aydır.
Tavuk, Hindi
Tavuk ve hindi iyice yıkanır, suyu süzdürülüp kurumaya bırakılır. Kuruyunca buzlukta saklanır. Derin dondurucuda uzun süre saklayabilirsiniz.
Sucuk
Serin bir yerde asılı olarak saklanmalıdır. Zamanla beyazlaşma oluşursa temiz bir bezle silinir.
Salam ve Sosisler
Buzluğun alt rafında bekletilmelidir. 3-4 gün içinde tüketilmeleri gerekir.
 
ETİ PİŞİRİRKEN…
 
Etlerin pişirilmeleri sindirim kolaylığı ve içindeki zararlıları öldürmek içindir. Ancak fazla pişirme nedeniyle besin değerinde kayıplar oluşmaktadır. Et kömürleştiğinde de besin değeri kalmaz. Etin suyu atıldığında erimiş madenler ve vitaminler besinden uzaklaştırılmış olur. Bu nedenle, etlerin çeşidine göre pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Pişirme yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz.
Kuru ısıda pişirme (közleme, ızgara yapmak, fırınlama): Bağlantı dokuları az olan etlere (bonfile, biftek) uygulanır. Izgara, hafif ateşte yapılır. Etler buzdolabından alındıktan sonra en az 1,5-2 saat oda sıcaklığında bekletilir. Oda ısısında bekleyen etler esas yumuşaklığına döner. Pişirme esnasında suyun içine hapsolup yumuşak kalması için, pişirmeden önce et tuzlanır. Pişirme ızgara teflon veya döküm tavada da yapılabilir. Izgara veya tava, yağ sürmeden iyice ısıtılır. Et, yağ bıraktıkça tavadaki yağ alınarak azaltılır.
Fırında et kızartılacaksa: Eti fırına vermeden önce basit bir şekilde terbiye etmek iyi sonuç almak için uygundur. En basit terbiye şekli zeytinyağı, tuz ve karabiberle eti iyice ovduktan sonra bir iki saat üstü kapalı olarak dinlendirmek ve sonrasında da fırında pişirmektir. Eğer daha aromalı bir terbiye istiyorsak bir soğanı rendeleyip yine zeytinyağı, tuz ve karabiberle karıştırıp eti ovabilirsiniz. Benzeri bir terbiyeyi soğan yerine 6-7 diş sarımsakla da yapabilirsiniz. Fırında etleri üstü açık ya da üstü kapalı pişirmeniz mümkün. Mutlaka orta dereceli fırını tercih etmelisiniz. Eğer eti üstü açık pişirecekseniz, et suyunu saldıktan sonra sık sık bu suyu bir kaşıkla üzerine dökmelisiniz. Böylelikle etin kuruması engellenir. Üstü kapalı pişirecekseniz bunlara gerek kalmaz.
Izgara et önceden sos içinde terbiye edildiyse baharatlar sosun içindedir. Önceden terbiye edilmemiş ızgara etlere baharatlar pişme işleminden sonra eklenmelidir.
Büyük bir et parçası, şişe geçirilmiş olarak fırında çevrilerek pişirilirse rosto elde edilir.
 
Suda pişirme: Bağlantı dokuları çok olan etlere uygulanır. Çok veya az su katılabilir (haşlama)
Haşlama; Eti, kaynar su ilave ederek haşlayın. Haşlamanın daha lezzetli ve besleyici olması için içine kereviz, havuç, soğan, sarımsak, patates ilave edilebilir. Et yumuşamaya başladığında tuz ekleyin. Tuzu baştan eklemek eti sertleştirir. Kaynar su eklendiğinde sıcağın etkisiyle etin yüzeyindeki albümin maddesi koyulaşır. Böylece etin kendi suyunun haşlama suyuna geçmesi engellenir. Bu şekilde pişen et daha lezzetli ve besleyicidir. Haşlama sırasında suya sebze atıldıysa, bu sebzeler etle servis yapılabilir. Yapılmayacaksa blendırdan geçirip çorbalarda etsuyu ile beraber kullanılabilir.
 
Nemli Isı da Pişirme: Bağlantı dokuları çok olan etlere uygulanır. Çok veya az su katılabilir. Yemeğin suyu kaşıkla tüketilmelidir.     Tencerede pişen etler: Et yağlı ise yağ ilave etmeden su çekene kadar kavrulur, sonra yağ, soğan ve diğer sebzeler eklenip kavrulur. Tencerede pişen etlerde üzerini aşacak kadar sıcak su ve tuz eklenip kapak kapatılarak pişirilir.  Et yağsız ise önce tencere kızdırılarak yağ ilave edilir sonra et eklenir.
Ayrıca şeffaf, ısıya dayanıklı torbalarda et, tavuk ve balık damak tadına uygun baharatlar eklenerek, susuz olarak da pişirilebilir.
       
Kavurarak (soteleyerek) pişirme: Kavurma, sebze, balık veya etlerin karıştırılarak veya iri parçalar şeklindeyseler alt üst edilerek, rengi koyulaşıncaya kadar pişirilmesidir. Kavurma, saçın çukur kısmında, teflon tavada ya da wook tavada yapılabilir. Kavurma yaparken, pişirilecek malzemenin eşit büyüklükte olmasına dikkat edilmelidir. Küçük parçalar halinde doğranmış etler kavrulurken tencerenin kapağı kapatılmaz. Ama parçalar büyükse, malzemeler renk değiştirdikten sonra, kapak örtülerek pişmeye devam edilir. Et suyunu bırakıp çekene kadar kavrulur. Sonra istenirse sebze ilave edilebilir, tuzu eklenip birkaç dakika daha kavrulur. Eğer sebze eklenmeyecekse tuz ve üzerini aşacak kadar su eklenip yumuşayana kadar pişirilir.
 
Kebaplar ve Yahniler: Et önce biraz yağ ilavesi ile su eklenmeden, bıraktığı suyu çekene dek kavrulur. Etin renginin fazla koyulaşmamasına dikkat edilmelidir. Et tek başına pişecekse az sıcak su ilavesiyle pişirilir. Sebze katılacaksa duruma göre ilave yapılır ya da hiç su eklenmez. Tuz, et suyunu iyice çekip yarı yarıya piştiğinde ilave edilir. Kebaplar, derin olmayan kapaksız bir tepsiye alınarak fırında pişirilir.
 
Yağda Kızartma: Bağlantı dokuları çok olan etler (Pirzola, bonfile) gibi… Etin temel olarak çok sıcak ateşte kızartılmaması gerekir. İçi ancak pişer ama dışı çok kara olur. Ancak içi fazla pişmemiş kızartmalardan hoşlanıyorsanız bu kez kızgın ateşte dışı pişene kadar beklemeniz kâfi olacaktır. Etleri aldıktan sonra haşlanan karnabahar, havuç, patates gibi sebzeleri birkaç dakika bu yağda çevirdikten sonra etin yanında servis yapabilirsiniz. Kızaran etleri çevirirken asla çatal kullanılmaz. Et çatal ile delindiğinde içindeki özsu yağa akarak sertleşir. Ayrıca bağlantı dokuları çok olan etler kıymaya çevrilerek kızartma usulüyle pişirilir. Örneğin; köfte gibi ancak köfte, ülkemizde hem kuru ısıda, hem su da, hem nemli ortamda hem de yağda kızartılarak yapılmaktadır. Bu uygulama durumlarına göre köftenin içine katılan maddeler farklıdır. Köftenin daha yumuşak olması için içine 2-3 yemek kaşığı süt eklenebilir.
Pişirmeden çiğ et tüketimi: Etler ayrıca pişirilmeden, ancak bazı işlemlerden geçtikten sonra da besin olarak tüketilir. Sucuk, salam, sosis, pastırma olarak tüketilen etler çeşitli işlemlerden geçmektedir. Geleneklerimize göre et pişmeden hazırlanan besinlere en az %10 oranında tuz katılmakta ve baharatlı çemen gibi maddelerle kaplanıp kurutulmaktadır. Bu şekilde besin olarak hazırlanan etlerde (sucuk, pastırma) mikrop üremesi beklenmemelidir. Ancak sosis, salam gibi farklı hazırlanan besinler soğukta saklanmalı, paketleri açıldıktan hemen sonra tüketilmelidir. Çünkü kolaylıkla bozulurlar.
 
Kömür Alevinde Pişen Etler
 
Mangalla pişirmenin kanserojen öğelerin oluşumunu tetikleyen bir yöntem olduğu bilinir. Mangal zararlı değildir. Burada asıl nokta etin suyunun ateşe damlamasını ve tekrar buharlaşıp ete yapışmasını engellemektir. Bunu engellemek için ateşle etin arasında 15 santimlik bir boşluk bırakılmalıdır.
Etler terbiyede bekletilip kömür alevinde veya ızgarada ya da şişlere soğan, biber, domates, patlıcanla birlikte dizilerek kor ateşte pişirilir. Şişlere yalnızca et de dizebilirsiniz. Izgara ve kömür alevinde pişen etin, daha yumuşak ve lezzetli olması için terbiye içinde arada karıştırarak 4-5 saat bekletilir.
Et Terbiyesi (marine) İçin;
Kuzu etinin kokusunu terbiye (marine) ederek giderebiliriz. Eti kemiksiz parçalara ayırıp (1 kilo için).
3 diş sarımsağı ezin,
1 su bardağı süt,
½ çay bardağı zeytinyağı,
2 dal biberiye ve 2 dal taze kekik içinde bir gün bekletin. Daha sonra etleri alın, ister ızgarada isterseniz fırında ya da mangalda yapın. Tadı damağınızda kalacak…
 
          
BALIKLAR-Balıketi sofralarımızın baş tacıdır. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde artan çevre kirliliği nedeniyle çeşitlilikte azalma olmasına karşın yine de zenginliğini korumayı başarıyor.

BALIK ALIRKEN VE SAKLARKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ…

 
Yapacağımız yemeğin iyi ve sağlıklı olması için balığın alınmasının ve saklanmasının çok iyi bilinmesi gerekir. Kırmızı etlerde olduğu gibi uzun süre dinlendirilmeye ve terbiyeye gelmez. Tazeyken ve tazeliğini henüz korurken tüketilmelidir. Bu sebeple dondurulacak balığın da taze olması gerekir. Taze ve bayat balığı şöyle anlayabiliriz:
1)      Taze balığın gözleri parlak ve dışa bombeli olur. Tazeliğini kaybeden balığın gözleri buğulanmaya başlar ve içeri çöker.
2)      Taze balığın derisi parlak ve gergin olur. Tazeliğini kaybeden balıkta parlaklık azalır, karın tarafında buruşmalar başlar. Taze balığa dokununca oluşan çukurluk hemen düzelir. Tazeliğini yitiren balıkta iz kalır. Pullu balıkların pulları, tazeyken sıkıca yapışıktır. Elimizi kafadan kuyruğa sürttüğümüzde pulların gelmemesi gerekir.
3)      Taze balığı başından tutup kaldırınca aynı tepsideki gibi kalkar. Bayat balığı kaldırınca kuyruk kısmı aşağı sarkar.
4)      Taze balık hemen hemen kokusuzdur. Bayatlamaya başlayınca asit kokusu yayar.
5)      Taze balığın solungaçları canlı kırmızı olur. Balık bayatladıkça bu renk değişir. Ancak bazı balıkçıların solungaçları kırmızı mürekkeple boyadıkları bilinir. Solungaçlardan aşağı akan kırmızı sıvıyı çoğu kişi kan zannetse de aslında bu mürekkeptir. Böyle bir aldatmacaya başvuran yerden asla alışveriş yapılmamalıdır.
 
Balığın alınması kadar saklanması da önemlidir. Balıklar oda ısısında 20 saat tazeliklerinden bir şey kaybetmeden durabilirler. Bu kış ayları için geçerli olup yaz aylarında bu süre oldukça kısalır. Bu süre 20 saati geçecekse temizlenip buzdolabında saklanmalıdır. Buzdolabının 5 C derece’lik hacminde 3 gün, 0 ile -5 C derece de 14 gün saklanabilir. Daha uzun süreli saklamalar dipfrizlerde olmalıdır.
                -18 C derecelik dipfrizlerde saklama süreleri:
Hamsi ve sardalye gibi küçük balıklarda; 3 ay
3 ile 4 adedi 1 kilo gelen çipura, lüfer gibi balıklar için; 5-6 ay
1 kilodan büyük balıklar için; 6-8 aydır
-25 C derecelik dipfrizlerde ise bu süre %50 artar.
 
Hamsi, sardalya ve gümüşbalığı dışındaki balıklar dondurulmadan mutlaka temizlenmelidir. Dondurulan balıklar çözüldükten sonra tıpkı etlerde olduğu gibi tekrar dondurulmamalıdır. Bu nedenle dondurulacak balıkları porsiyonlar halinde bölerek streç film veya buzdolabı poşetine koyarak dondurmalıdır. Balık çözüleceği zaman buzdolabının normal kısmına alınıp çözülmelidir. Balıkları dondurmadan önce hafif tuzlamakta fayda vardır böylece balık diriliğini muhafaza eder.
 
BALIĞI NASIL TEMİZLEMELİ
 
 
Pulsuz ve küçük boydaki balıkları temizlerken bıçağa gerek yoktur. Balığı sol avucunuzun içine alıp sağ elinizin işaret ve başparmağı vasıtasıyla balığın kafasını kopararak ve sonra başparmağınızı karnına sokup yararak temizleyebilirsiniz. Ardından bol suyla iyice yıkamanız gerekir. Balıkları kılçıklı bırakabileceğiniz gibi, pişireceğiniz yemeğe veya kendi arzunuza bağlı olarak fileto da çıkarabilirsiniz. Bu işlem için karnını yardığınız parmağınızı hiç çıkarmadan kuyruğa kadar yürütmek ve sonra kılçığı ileri geri hafifçe oynatıp yumuşak hareketlerle yerinden çıkarmak gerekir. Bu balıklar küçük olduğu için filetoları birbirinden ayırmaya gerek yoktur. Sardalye pullu balık olmakla birlikte yine aynı yöntemle ayıklanır. Ancak ayıklamadan önce parmaklarınızla pullarını kazıyabilirsiniz. Bu işlem için bıçak kullanmaya gerek yoktur, çünkü pullar iri ve yumuşak olduğu için parmak temasıyla terlerinden ayrılırlar. Uskumru, kolyos, istavrit, çinakop gibi orta büyüklükte ve pulsuz balıklar ise bıçak yardımıyla temizlenmelidir. Anüs üzerine bıçakla küçük bir kesik attıktan sonra balığın karnı yarılarak iç organları dışarı çıkarılıp karnı temizlenir. Bu arada solungaçlarının da koparılarak temizlenmesi gerekir. Temizlenmiş balığın içi ve başı bol suyla iyice yıkanmalı ve karın çevresindeki siyah zarlar ile kan pıhtıları bıçak ucuyla iyice temizlenmelidir.   
Palamut, torik gibi balıkların karnını tamamen yarmak gerekmez. Anüsün üzerine atacağınız derince bir bıçak kesiğiyle   bağırsakların vücuttan ayrılması sağlanır.  Palamut ve torik ister dilimlenerek ister filetosu yapılarak doğranır. Eğer tava ve yahni yapılacaksa balık bir parmak kalınlığında dilimlenir. Fırında yapılacaksa fileto çıkarılması daha uygundur. Fileto çıkarmak için balığın kuyruk kısmından başlayıp kılçık paralelinde ikiye ayırmak gerekir. Palamut ve toriğin baş kısmında fazla bir şey olmadığından kuyruğuyla birlikte kesip atılabilir. Eğer bu balıklardan lakerda yapılacaksa dilimlerin kalınlığı iki katı, yani en az 4 santim olmalıdır.
Çingenepalamudu, uskumru ve kolyos gibi balıklar yeterince büyük olmadıkları için dilimleme veya filetolama yapılamaz. Ancak çingenepalamutları karnı tamamen yarılarak, sırt derisi kesilmeksizin iki yana açılabilir.
Pullu balıkların ise önce pullarının temizlenmesi gerekir. Bunun için balığı yatırıp kuyruğundan tutarak bıçağı her iki yanına birkaç defa sürtmek gerekir. Balığın derisinin ve etinin zedelenmemesi için, bıçağı dik tutmak gerekir. İç organlarının temizlenmesi aynen palamutta olduğu gibidir. Balık büyüklüğüne ve yapılacak yemeğe göre bütün bırakılır veya fileto çıkarılır. Pilaki yapılacaksa kalın dilimler halinde bölünmelidir. Lüfer büyüklüğüne göre, kofana ise mutlaka fileto yapılmalıdır. Sarıkanat ise lüferin küçüğü olduğundan iki tarafı boyunca bıçakla çizilerek bütün bırakılır. Çinakopu ise çizmeye dahi gerek yoktur.
Lüfer, çinakop, sarıkanat, kofana, levrek, çipura ve çorbaya uygun kırlangıç, öksüz, adabeyi ve iskorpit gibi balıkların kafaları koparılmaz. Özellikle ilk gruptaki balıkların yanak ve beyinleri çok lezzetlidir.
Bazı pullu veya pulsuz balıkların derisi oldukça kalındır. Sinarit ve dilbalığında olduğu gibi, bu balıkların derisi komple çıkarılır. Bu işleme tulum çıkarma denir. Bu durumda bıçağın ucunu kuyruk kısmından derinin altına sokup biraz ayırmak ve sonra oradan tutup yavaşça yukarı doğru çekmek gerekir. Bu işlemden sonra akan kan temizlenmelidir.
Balık ayıklamak zahmetli bir iştir. Pullu balıkların ayıklanmasında pullar etrafa yayılır. Bunu mutfağınızda yapıyorsanız etraf batar. Bu nedenle balıkçıda temizletmeniz sizin açınızdan daha iyi olur. Ancak balıkçılar küçük balıkları genelde temizlemek istemezler.
 
HANGİ MEVSİMDE HANGİ BALIK YENMELİ
 
 
Beslenme uzmanlarınca etin en sağlıklısı olarak nitelendirilen balığında mevsimi vardır. Günümüzde derin dondurucular sayesinde balığı her mevsim yemek mümkün olsa da gerçek lezzeti yakalamak için zamanında yemek gerekir.
 
Deniz balıkları siyah etli, beyaz etli, yerli ve göçmen olarak sınıflara ayrılır.
Beyaz etli balıklar: Barbunya, tekir, levrek, kefal, lüfer, kalkan, mercan, çipura, dil, pisi ve kırlangıcı gösterebiliriz. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etli balıklara göre daha kolaydır. Jelâtin içerdikleri için haşlamaya uygundurlar. Tavası ve yağlı oldukları zaman ızgarası yapılır.
Siyah etli balıklar: Torik, palamut, uskumru, kolyoz, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş gibi balıklardır. Bu balıklar beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar ve daha az jelâtin içerirler, bu nedenle haşlamaya uygun değildirler. Hazımları daha zordur.
 
BARBUNYA: Genelde 17 ile 20 cm arasında olup nadiren 40 cm’ ye kadar çıkar. Kaya barbunyası, kum barbunyası, ot barbunyası ve paşa barbunyası diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en makbulü kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın kısmı beyaz olan kaya barbunyasının sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri ile kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında, çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekirle karıştırılan bu balığın en lezzetli zamanı temmuz-ekim ayları arasıdır. Bu aylarda tavası, ızgarası ve kâğıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden ayrılan en önemli yönü kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve çene altında iki adet sakalı bulunur.
 
TEKİR: Barbunyaya çok benzeyen ve yakın akrabası olan bu balık bütün denizlerimizde avlanır. Karadeniz ve Marmara’da avlananlar 6 ila 10 cm arasındadır. Ege ve Akdeniz’de ise boyları barbunyayı yakalar. Dört mevsim yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı temmuz-ekim ayları arasıdır. Tavası ve kâğıt kebabı çok güzel olur.
 
ÇİPURA: Büyüklüğü genelde 20 ile 35 cm arasıdır. Her mevsimde zevkle yenen bu balığın ızgarası, buğulaması, çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük 250-350 gramdır. Daha büyüklerin fırında pişirilmesi tercih edilmelidir. Buğulama ve çorbası için her boyu kullanılabilir. İsparoz ve lidaki bu türün küçük çeşitleridir.
 
KARAGÖZ: Çipuranın yakın akrabası olan balık, elips şeklinde, yassı, gümüşi pulları olan yerli bir balıktır. Baltabaş, sivrigaga, sargos ve mırmır gibi çeşitleri vardır. Ortalama 20-25 cm, en büyüğü 50 cm boyundadır. Her mevsimde yenebilen bu balık, özellikle mayıs- temmuz ayları haricinde daha yağlı ve lezzetlidir. Izgarası, buğulaması, fırını ve çorbası çok güzel olur. 1 kg ve daha büyüklerinin fırını tercih edilmelidir.
 
DİLBALIĞI: Yerli balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. Her mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım-şubat ayları arasıdır. Tavası çok güzel olur. İrilerinden fileto çıkarılıp şiş veya salçalı fileto yapılabilir.
 
HAMSİ: Gözlerinin gerisine kayan ağzıyla yakın akrabası olan sardalyadan kolayca ayrılır. Gümüşbalığı da hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler ve çok büyük sürüler halinde gezerler. Karadeniz hamsisi; Azak ve Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne inerler. Nisan sonunda da kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere kasımdan şubata kadar Trakya kıyılarına ve Marmara’ya göç eder. Nisan ayında da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca Marmara hamsisi denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç etmeyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu hamsinin sırt rengi daha açıktır.
Hamsinin hemen hemen her türlü yemeği yapılır. Izgara, tava, buğulama, kâğıt kebabı, pilaki, yahni gibi… Siyah etli balık olmasına rağmen buğulamaya son derece uygundur. Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tavası veya buğulaması tercih edilmelidir.
 
SARDALYA: Hamsinin yakın akrabası olan sardalye sürüler halinde yaşar ve kıyılar boyunca göç eder. Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Kuzey Ege’de bolca avlanan sardalyenin en lezzetli mevsimi temmuz ile ekim aylarıdır. Bu aylarda ızgarası, fırını, kâğıt kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir. Kasım-haziran arasında ise ancak pilaki ve buğulaması yapılsa da bir önceki dönemki kadar lezzetli olmaz. Sardalyanın küçüğüne papalina denir, ayıklamadan yemeği yapılır. Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalye kadar lezzetli değildir.
 
USKUMRU: En lezzetli olduğu dönem eylül ayından ocak sonuna kadar olan zamandır. Bu aylarda ızgarası, kâğıt kebabı, dolması, köftesi ve tuzlaması çok güzel olur. Bu mevsimde yağlı olduğundan tavası önerilmez. Şubattan itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalanalar ise pilaki ve tava için uygundur.
 
KOLYOS: Uskumruya çok benzeyen bu balık uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder. Ayrıca Marmara ve Ege’de yerli türleri de bulunur. Tadı uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası yapılır. Ocak ayı en yağlı dönemi olduğundan tuzlama için en ideal zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.
 
LÜFER: Pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde yaşayanları daha yağlı olduğundan daha da lezzetlidir. Ülkemizde Karadeniz’de ve İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’nde yakalananların tadı lezzetlidir. Daha güneye inildikçe tadı yavanlaşır. Kendine özgü o güzel tadı kaybeder. Eylül-ocak arası en yağlı ve en lezzetli dönemidir. Bu aylarda ızgarası tavsiye edilir. Çinakopun da ızgarası güzel olur, ancak mevsimi lüfere göre daha kısadır. Kasım sonundan itibaren azalmaya başlar. Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre pilakisi, buğulaması, kâğıt kebabı ve tavası olur. İlkbaharda yağsız olduğundan tavası, pilakisi ve buğulaması tercih edilmelidir.
 
PALAMUT: Avı ağustos ayında başlar. Önce Karadeniz’den sürüler halinde vanoz ve çingenepalamudu, eylülden itibaren de palamut gelmeye başlar. Eylül-şubat aylarında olan dönem en lezzetli olduğu zamandır. Bu mevsimde çok yağlı olduğundan tavası ağır olur. Bu nedenle ızgara ve fırını önerilir. Aynı mevsimde yahnisi de güzel olur. Diğer mevsimler de tavası yapılabilir. Palamut siyah etli bir balık olduğundan buğulaması ve çorbası tavsiye edilmez.
 
LEVREK, MİNAKOP, EŞKİNE: Bayağı levrek ve benekli levrek olmak üzere iki tipi mevcuttur. Sırtlarındaki çok sayıda benekle ayrılırlar. Benekli levrek Güney Ege ve Akdeniz’de, bayağı levrek ise bütün denizlerimizde görülür.
Karadeniz’de kötek olarak bilinen minakop da bu familyanın diğer bir türüdür. Eşkineye çok benzeyen minakoplar 30-80 cm arasındadır. Eşkine ise bütün denizlerimizde görünen, kıyıya yakın kayalık diplerde yaşayan bir türdür. Ortalama 30 cm ve 600 gramdır. 3-4 kiloluk irilerine de rastlanmıştır. Başının içinde, gözlerinin arkasında her biri 4-5 gram ağırlığında iki adet beyaz taş bulunur. Halk arasında bu taşların idrar söktürücü ve böbrek taşı düşürücü olduğuna inanılır.Yıl boyunca yenen levreğin çok lezzetli eti vardır. En güzel mevsimi kış ayları ve ilkbaharın başıdır. Her türlü yemeği yapılan levreğin buğulaması ,  fırında kâğıt kebabı  ve mayonezlisi çok güzel olur. Levrek özellikle şaraplı ve mayonezli balık           yemeklerine çok yakışır.
 
 
 
İSTAVRİT: Ağzı öne uzayabilen, dişleri ince, gözleri iri, kuyruğu derin çatallı olan  göçmen bir balıktır. Marmara, Ege ve
Karadeniz’de yaşayan yerli türleri de vardır. Marmara’da 15-20 cm, Ege’de 30 cm civarında olurlar. Marmara’da boyu 10 cm’nin altında olan küçük istavritlere kıraça denir. Karadeniz’in doğusunda istavritler palamut büyüklüğünde, yaklaşık 50 cm boyunda olurlar. Sarıkuyruk istavrit veya sarıkanat istavrit diye anılan tipi sularımızda en çok bulunan türüdür. Her mevsimde çıkarılan istavritin en lezzetli olduğu zaman kasım-şubat ayları arasıdır. Tavası ve fırını çok güzel olur.
 
   İZMARİT: Sularımızda iki türü vardır. Menekşe izmarit ve istargilos. Eti beyaz ve son derece lezzetlidir. Tavası güzel olur.
   Sonbahar ve kış aylarında ızgarası dahi yapılır. İzmaritler ızgara yapılırken ayıklanmaz. Olduğu gibi pişirilip daha sonra
   derisi, bağırsakları ve kılçıkları ayıklanır. Üzerine limon ve zeytinyağı ile kıyılmış maydanoz eklenerek hazırlanır. Pullar
   kazındıktan sonra derisi tulum çıkarılarak yapılan tavası da çok güzel olur.
 
   KALKAN: Karadeniz’in bu ünlü balığı yassı ve ovaldir. Bir tarafı siyaha yakın diğer tarafı beyaz renklidir ve beyaz tarafında
   düğmeleri vardır. Her mevsim avlanan kalkan, bütün sene boyunca yenebilir. En lezzetli zamanı ocak sonundan mart
   ortalarına kadardır. Tavası çok güzel olur. Buğulaması ve kâğıt kebabı da yapılır. İlkbahar sonundan ağustos sonuna
   kadar yakalanan kalkan yavrularının tavası nefis olur.
 
KEFAL: Yaz ayları dışında lezzetli olan pullu ve göçmen olmayan bir balıktır. Sonbahar, kış ve ilkbaharda çok lezzetlidir.
Kefalin buğulaması ve pilakisi çok güzel olur. Ayrıca likorinoz denilen tütsülüsü de çok makbuldür. Bir kefal türü olan has
kefalin kurutulmuş yumurtaları çok aranan bir deniz ürünü, bir mezedir. Sarıkulak kefalin tavası ve fileto ızgarası da yapılır.
Kefal alırken çok dikkat etmek, tercihen tanıdık balıkçıdan almak gerekir. Çünkü kefal kirli suları sever ve buralarda diğer
balıklar yaşamazken o yaşar. Bu gibi sularda yakalanmış kefal insan sağlığı için büyük tehlike arz eder.
 
KILIÇ: Ülkemizi çevreleyen denizlerde artık nadir görülen çok lezzetli bir balık türüdür. Her mevsimde yenebilen kılıcın en
 lezzetli zamanı eylül-şubat arasıdır. Bu balığın en güzel defneyapraklı şişi olur. Izgarası ve kâğıt kebabı da yapılır.
 
               MEZGİT: Tavukbalığı olarak da bilinen mezgide bütün denizlerimizde rastlanır. Ama en çok Karadeniz’de bulunur.Yaz hariç
 devamlı yumurtalı durumdadır. Mezgidin yumurtalı tavası, domatesli sotesi güzel olur.
 
KIRLANGIÇ: Bütün denizlerimizde bulunan kırlangıç ortalama 25-30 cm’dir. Nadiren 75 cm’ye kadar olanlarına da
rastlanabilir. Izgara ve tavaya uygun değildir. Buğulaması özellikle çorbası çok lezzetli olur. Haşlanmış kırlangıcın ayıklanmış
etleri, mayonezli veya zeytinyağı ve limon sıkılarak soğuk meze olarak da yenebilir.
 
İSKORPİT, ADABEYİ: Kırlangıçtan bahsedince iskorpit ve adabeyini atlamak olmaz. Her ne kadar aynı familyadan olmamakla
beraber etleri ve uygun oldukları yemekler açısından çok benzerlik gösterirler. İskorpit bütün denizlerimizde, adabeyi ise
genelde Ege’de bulunur. İskorpitin sırt dikenleri zehirlidir. Bu nedenle balıkçıya ayıklattırılmalıdır. 
 
   
 
BALIKLARDA KULLANILAN BAHARAT VE OTLAR
 
Lezzetli yemek yapmak ustalık ister. Bunun sırrı da kullanılan ot ve baharatlar da saklıdır. Baharat ve otlar balığın lezzetine lezzet katar. İşte lezzetli balığı pişirmede kullanılan ot ve baharatlar:
 
Fesleğen:  Yengeç, ıstakoz ve karides gibi kabuklu deniz ürünleriyle uyumludur.
Defneyaprağı:  Balık buğulamalarının tümünde, haşlamalarda, balık şişte güzel sonuç verir.
Zencefil:  Şark usulü bütün balık yemeklerinde, kavurmalarda, ıstakozda, sos yapımında ve midyede kullanılır.
Köri:  Uzakdoğu balık yemeklerinde, zencefile alternatif olarak kullanılır.
Mercanköşk:  Balıkların yanında sunulan tereyağında, soslarda ve dolmalarda kullanılır.
Hardal:  Toz halinde güveçlerde yapılmış yengeçle iyi gider.
Muskat:  Yengeç ve ıstakozla uyumludur.
Nane:  Balık ızgaralarda, balık çorbasında, jumbo karides tavada kullanılır.
Maydanoz:  Balık yanında sunulan tereyağına, soslara özellikle limon sosuna ve dolmalara lezzet katar.
Karabiber-beyaz biber (tane ve toz):  Bütün balık ve deniz ürünü yemeklerinde marine etmek ve tatlandırmak için kullanılır.
Kırmızıbiber (toz veya pul):  Buğulama ve haşlamalarda, çorbalarda, güveçlerde iyi sonuç verir.
Tarhun:  Fırın ve soslu balık yemeklerinde kullanılır.
Biberiye:  Tadı nispeten yavan olan balıkların fırın, kavurma ve yahnilerinde iyi gider.
Sarımsak:  Buğulamalara, soslara, kavurmalara, çorbalara ve zeytinyağlı soslara çok yakışır.
Ceviz:  Tarator ve benzeri soslarda kullanılır.
Kapari:  Turşu halinde buğulamalarda iyi gider.
 
 
Yukarıda okumuş olduğunuz yazı, Sevim Gökyıldız'ın '99 sayfada mutfak sırları'  adlı kitabı ile internet sitelerinden  derlenip, bilgilerinize sunulmuştur...Emeği geçen herkese teşekkür ederim.
 
 
 
 

Sayfalar :  1


 
 
 
 
 
zuleyha
 
 
 
 
 
1
 

LİNKLER

 
 
       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

       

Tarifi ekleyen : KIRIK ÇATAL

 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 
       
       
 
 

Copyright © 2011 KIRIK ÇATAL.com Tüm Hakları Saklıdır..